İnsanın muhafazası başlığıyla kaleme aldığımız serimizin ikincisiyle birlikteyiz. Bu bölümde iman esasları bakımından düşüncelerimizi sizlere aktaracağım. Allah’u Teâlâ insanı insana has özelliklerde yarattı ve yaşayışı için lazım olan tüm ihtiyaçlarını karşıladı. Başta peygamberleri insanlığa öğretici ve örnek olarak görevlendirdi. Son peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) ile kıyamete kadar hükmü geçecek olan Kuran-ı Kerim’i bizlere hayat nizamı olarak indirdi. “Kur'an-ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr Suresi 9) Bu ayet açıkça göstermektedir ki, Kur’an-ı Kerim Allah’ın koruması altındadır ve kaybolmaksızın, en ufak bir tahrife, bozulmaya uğramaksızın kıyamete kadar aslını muhafaza edecektir.
1400 yılı aşkın içerden dışardan ne saldırılara ve mücadelelere rağmen günümüze kadar ulaştı, kıyamete kadar da devam edecek. Ona hakaret etmekle, onu reddetmekle ve yakıp yırtmakla yok edemeyeceksiniz, ey kâfirler ve bu duruma sessiz kalan güruh. İyilikler yok edilirse bilin ki insan nesli de ifsata uğrar. O Allah’ın koruması altındadır. Bilin ki topunuzun gücü Allah’a yetmez. Saf Suresi 8. Ayette “İsterler ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlayacak!” Allah’ım sessizliğimizden dolayı bizleri affet, gafletten uyandır bizleri Allah’ım!
Muhammed Suresi 7. Ayeti Kerime’de Rabbimiz şöyle buyuruyor; “Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz." Ey iman edenler, İnsanın muhafazası Allah’ın dinine yardım etmekten geçiyor, dünyevileşip sadece namaz kılmakla ve ara sıra sadaka vermekle olmuyor. “Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber Müminler, 'Allah’ın yardımı ne zaman?' diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara Suresi 214. Ayet)
Allah’u Teâlâ Kuran hükmüne göre hayat sürmeyi insanın muhafazası için temel kural olarak belirlemiştir. Akaid ilminde inanç esasları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Önceki yazımızda akaitle ilgili bilgi vermiştik. Yine çok detaya girmeden inanç esasları hakkında devam edeceğiz. İman deyince ilk önce bizleri yoktan var eden Allah’a inanmak, O’nun farkına varmak, bize yaşamayı ve ulaştığımız tüm nimetleri verdiğini bilmek olarak ifade edebiliriz. “Sen yüzünü Hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona çevir.” (Rum Suresi 30) mealindeki ayetten ve “Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar; sonra anne ve babası onu Yahudi, Hristiyan, Mecusi (farklı bir rivayete göre hatta müşrik) yapar.” (Buhari, “Cenaʾiz”, 79, 92; Müslim, “Kader”, 22-25) Mealindeki hadiste geçen anlama göre insan, Rabbini arama ve bulma özelliğinde yaratılmıştır.
İslam âlimleri iman esaslarını açıklarken konuyu iki başlıkta ele almışlardır. Birincisi icmali iman; inanılacak şeylere kısaca ve toptan inanmak demektir. İmanın en özlü ve en kısa şekli olan icmali iman, tevhit ve şehadet kelimelerinde özetlenmiştir. Gönderilmiş bütün peygamberler tevhit inancını tebliğ etmişlerdir. İkincisi tafsili imandır. Amentü duasında Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inanmak. Ahirete, kaza ve kadere inanmak, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmak şeklinde geçen ve inanç esaslarına dair tüm meseleleri detaylarıyla tafsilatlı bir şekilde bilerek inanmak diye açıklamıştır.
İnancı derece olarak; tahkiki iman ve taklidi iman olarak iki ayrı başlıkta değerlendirmişlerdir. Tahkik derecesini İbrahim'in (as) daha çocuk yaşta Allah'ı aklı ile bulması ve O'na teslim olması, onun aklının kemalini ve hakikati aramadaki gayretini göstermesi açısından önemli olduğu için yüce Allah bize Hz. İbrahim'i (as) örnek göstermiş ve kendisine “Halilim!” demiştir. Enam Suresinde bu durumu Rabbimiz şöyle haber vermektedir.
74. İbrahim, babası Âzer'e demişti ki: "Sen putları ilah mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum."
75. Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.
76. Üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü: "Rabbim budur" dedi. Yıldız batınca da: "Ben batanları sevmem" dedi.
77. Ay'ı doğarken gördü: "Rabbim budur." dedi. O da batınca: "Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum." dedi.
78. Güneş'i doğarken görünce: "Rabbim budur, bu hepsinden büyük." dedi. O da batınca dedi ki: "Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım."
79. "Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah'a ortak koşanlardan değilim."
80. Kavmi onunla tartışmaya başladı. O da onlara dedi ki: "Beni doğru yola eriştirdiği halde Allah hakkında benimle mücadele mi ediyorsunuz? O'na ortak koştuklarınızdan hiç korkmuyorum, ancak Rabbimin dilediği şey hariç. Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Hiç düşünmez misiniz?"
81. "Hakkında hiçbir delil indirmediği halde, siz Allah'a ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?" Eğer bilirseniz söyleyin, bu iki topluluktan hangisi güven içinde olmaya daha layıktır?
82. İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
Nisa suresi 170. ayette Rabbimiz “Ey insanlar! Şüphesiz ki Resul, Rabbinizden hak ile size gelmiştir. (O’na) iman edin. (Bu) sizin için en hayırlı olandır. Şayet inkâr ederseniz şüphesiz ki göklerde ve yerde olanların tamamı Allah’a aittir. Allah (her şeyi bilen) Âlim, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hâkim’dir.”
Bunun gibi imanı açıklayan birçok ayeti örnek verebiliriz. Tahkiki iman kişinin kendi aklı ile Allah’a ayetlerde geçen şekliyle inanması, akletmesi ve farkına varması gerekiyor. Aksi halde Allah korusun taklit derecesinde bocalar dururuz! Devam edeceğiz, şimdilik Allah’a emanet olunuz...