Yapıp edilenler insanın geleceğini belirler. Eylemde bulunduğu sürece bir bakıma, iyisi ve kötüsüyle kendi geleceğini oluşturur. Kişilik ve insan karakterinin göstergesini bir bakıma tanımlar.
Hayat ve koşullar insanları dengesizleştirince davranışlar da buna göre oluşuyor. Hayata tutunma çabası. Öyle ki, bir Müslüman için haram, yani kesin olarak yasak olan şeyler ve durumlar bile bu gibi durumlarda esnemeye başlar. Çünkü bir anlamda ayakta kalması gerekiyor gibi bir duygu oluşuyor.
Bir değer, yitime uğruyorsa bunun peşinden diğerleri gelir. Yasaklar yok sayılınca sınır tanınmaz. Bir insan haramlara bulaşmışsa onun arkası gelir. Bu, başkalarına da götürür.
İslâm inanç ve düşüncesinde, insanın her an yanlış yapma durumu söz konusu olduğundan, kurtuluş kapıları kapatılmıyor. İnsan, sürekli olarak yanlış yapma durumuyla karşı karşıya. Kötülüklerden, yanlışlardan sakınma genel olarak yasalar insanlar üzerinde çok da etkili ve belirleyici olmuyor. İnsanın kendi kendisini denetim altında tutması bir otokontrolde bulunması için manevi bir eğitime ve yaşayış biçimine zorunlu ihtiyacı var. Bir Müslüman için önemli olan tövbe kapısı gibi bir sığınağının olmasıdır. Tövbe ile birlikte yaşama tarzını da ona göre düzenlemesidir.
Medeniyetimizde hayatın hemen bütün alanları bir anlamda bir kendindenlikle denetim altındadır. İnsanların birbirleriyle olan sınırları oluşur.
Bugün hemen herkes her şeyden yakınıyor. Sınırları sınırsızlık olunca değerlerin de bir anlamı kalmıyor.
Güven duygusu insan için en belirleyici etken. İnsanların sürekli olarak yanlışlarda ısrarı ve hatta ana izleğinden uzaklaşması insanı değersizleştirir.
İnsanlar güçlüyken davranışlarındaki kusurlar pek görülmek ve bilinmek istenmez. Ya sesiz kalınır ya da kendi kendine söylenir. Yanlışların içinde bulunmak da aynı şekilde insanı itibarsızlaştırır. Israrla ses çıkarmamak da yanlışları kabul anlamına gelir. İtibar yitimi dalgalar hâlinde yayılır ve bu insanların genel karakterine dönüşür.
İnsan kendi kendisiyle sınanır. Kendi kendisi geleceğini belirler. Yanlışlarda sürekli olarak ısrar edilince itibar diye bir şey kalmaz.
Bir Müslüman için kendisini sakındıran hâller var. Örneğin temizlikte, bir Müslüman’ın bedensel temizliği ile diğerleri arasında karşılaştırılmayacak kadar farklılıklar var. Günde beş kez namaz kılan bir insan namazlardan önce abdest almak durumundadır. Günde beş kez olmasa da bir abdestle iki ya da üç vakit bile geçirilebilir. Fakat asıl önemli olan bedensel temizliğin sürekliliğidir. Dış organlar günde beş kez kirlerden arınır. Ağız, burun, yüz, kollar, kulak arkası, baş ve ayaklar. Bu bilinen dış yüzü. Bir de iç yüzü var bunun. İnsanı koruyan bir perdedir abdest. Abdest almayan biri kulağının arkasını, yüzünü ve ayakları günde kaç gez temizleme gereksinimi duyar. Bu sıradan gibi görünün bir yaşama biçimidir. Diğer ibadetler ise bunun devamıdır. Yani bütüncüldür.
Bir insanın insana zulmetmesi, hakkını yemesi, adalet duygusunu yitirmesi manevi bir tezi olmayınca yaşaması zor bir durumdur. Faiz haramdır. Faizden yararlananlar sermaye sahipleridir. Büyük paraları olanlar büyük, küçük olanları az kazanır. Küçükler büyüklerin karşısında zaman içinde erirler. O zaman haram olan bu eylem, bu yaşayış biçimi yasalarla ve belli bir sistem ile gerçekleşmiş bulunur. Bunun sınırlarını belirleyen yasalardır. Oysa İslâm bunun en küçüğünü de en büyüğünü de yasaklar, haram diye tanımlar. İnsanlar bu düşünce karşısında insanlara ne zulmetmeyi, ne de başkasının hakkını gasp etmeyi ve yemeye düşünür.
Müslümanların çoğunluğunun faizi iyice kanıksadığı ve hatta benimsediği şu zamanda, ne söylerlerse söylesinler ne yaparlarsa yapsınlar bir itibarları kalmaz. En azından haramdan kaçınmaz ve kendini korumaya almaz. Savunmalar bahanelerden ibaret kalır.