Her sabah bayiden günlük gazetelerimi aldıktan sonra birkaç saat onları gözden geçiriyorum. Bu arada zaman zaman bazı notlar alıyorum. Çünkü belli zamanlarda aldığım notalara bir göz atığımda ortaya inanması mümkün olmayan mukayeseler çıkıyor. Söz gelimi 2022 Ekim ayında tespit edilen açlık sınırı 3 bin 93 lira, yoksulluk sınırı ise 10 bin lira civarında imiş. Buna karşılık asgari ücret 2 bin 826 lira olarak belirlenmiş.
Türk-İş araştırmasına göre Aralık ayında açlık sınırı 8 bin 130’a, yoksulluk sınırı ise 26 bin 485 liraya çıkmış. Son olarak açıklanan asgari ücret ise 8 bin 500 lira. Yani üç ay içinde açlık ve yoksulluk sınırında bir fırlama görülüyor. Bunun ana sebebi ise fiyat artışları, diğer bir ifadeyle enflasyon. Bu arada yine aldığım notlara göre 2023’te ödenmesi tahmin edilen faiz miktarı 487 milyar 294 milyon 374 lira, Bu arada her gün ödeyeceğimiz faiz ise 1 milyar 335 milyon lira olacakmış. Dünkü bir gazetede “Saatte 55 milyon lira faize gidecek” başlığı altında verilen haber dikkat çekiyordu.
Hemen belirteyim ki bu rakamları hatırlatmaktan maksadım kesinlikle karamsar bir tablo çizmek değil. Ancak, iktidar sahipleri sık sık faize karşı olduklarını belirtirken ülkemizin faiz ödemelerinin her geçen yıl ve ay sürekli artıyor olasıdır. Çünkü ortada izah edilmesi çok güç bir çelişki vardır. İktidar sahipleri bu çelişkiyi Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranlarına dayanarak olumlu bir tablo çiziyorlar ama Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranları piyasaya fazla yansımıyor. Çünkü Merkez Bankası’nın verdiği krediden ihtiyaç sahibi vatandaşlar yararlanamıyor. Bu yüzden televizyon ekranlarında sık sık milyonlara ulaşmış icra dosyaları gösteriliyor. Yani, bankalara vatandaşın, daha doğrusu dar ve sabit gelirlerin borcu sürekli artıyor. İcralara yansıyan icralık insanlarımızın sayısı da yine milyonlarla ifade ediliyor.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, alınan kararlarla işçi, memur ve emeklilerin ücretlerinde ciddi artışlar sağlanıyor olsa da bu artışlar fiyat artışları karşısında kısa sürede anlamını yitiriyor. Bu sebeple ülkemizin ve insanımızın öncelikli olarak fiyatlarda bir istikrarın sağlanmasına ihtiyacı var. Bu gerçekleşmediği sürece ülke bir fasit daireye düşmüş demektir. Bir yandan ücretler artarken, o artışlar insanımızın cebine girmeden öbür taraftan fiyatları artıran eller artan paralara el koymaktadırlar.
Bu bakımdan dikkat çekmeye çalıştığım husus iktidar sahiplerinin çok fazla gecikmeden enflasyonu önleyecek tedbirleri hayata geçirmeleri şarttır. Bu tedbirlerin başında her alandaki üreticilere her türlü desteğin verilerek üretimin artırılması geliyor. Özellikle tarım ürünlerinde daha fazla vakit kaybedilmemesi önem kazanıyor. Eğer üretim artışı ile fiyatlarda bir istikrar sağlanamasa bir zamanlar paramızdan 6 sıfırı attığımız gibi böyle bir durum yeniden gündeme gelebilecektir. Çünkü paradan 3 ya da 6 sıfırın atılması para değerinin yükseldiği anlamına gelmiyor.
Sadece piyasa anlamsız sıfırlardan kurtarılmaya çalışılıyor.