Memur, işçi ve emekli gibi dar ve sabit gelirlilerin ücretlerine yapılan zammın ömrü bir ay sürmüyor. Ücretlerdeki artış daha cebe girmeden piyasada fiyatlarda ayarlama yapılıveriyor. Bu bakımdan asgari ücretin açıklanacağı günlerde çıkan yazımda ücret artışlarından önce fiyat artışlarının durdurulması daha önemli demiştim. Hemen belirteyim ki ücret artışlarına karşı olduğum için böyle yazmamış, öncelikli olarak ücretlerin artışından çok daha önemli olanın piyasada fiyat istikrarının sağlanması olduğuna inancımdı. Bu memlekette fiyatlarda yıllardan beri belli bir istikrar vardı. Bu istikrar bozuldu, akşamdan sabaha fiyatlarda artışlar başladı. Bir anda piyasa alt üst oldu. Bununla da kalmadı insanlar ceplerindeki paranın alım gücünün sürekli düşmesi sebebiyle yapılan ücret artışlarının bir manası kalmamaya başladı. Söz gelimi yeni asgari ücretin belirlenmesinin üzerinden çok geçmeden dün Türk-İş son açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarını açıkladı. Buna göre açlık sınırı 8 bin 130 liraya, yoksulluk sınırı ise 26 bin 485 liraya çıkmış. Toplumun sıkıntısının sebebi de bu. Çünkü büyük çoğunluk fiyatlardaki artışa yetişemiyor. Bir avuç azınlığın ise tuzu kuru.

Diyebiliriz ki, piyasa sınırlı sayıda bir tedarik zincirinin kontrolü altına girdi. Belki hep böyleydi de fiyatlarda bir istikrarın olması sebebiyle bunun farkında değildik. Ne zaman ki, fiyatlardaki artış hayatın her alanına yansımaya başladı, işte feryatlar o andan itibaren yükselmeye başladı. Sonuçta öyle bir noktaya geldik ki, fiyatların belirlenmesinde üreticinin de satıcının da dahli olmamaya başladı. Hâlbuki uygulanmakta olan sisteme serbest piyasa ekonomisi deniyor ama üretici de teslim alınmış tüketici de. Böyle olunca uygulanan sisteme çoktandır serbest piyasa ekonomisi demek mümkün değil. İktidar bunun sebebini zincir marketleri olarak ilan etti. Bunda haksız da değil ama piyasadaki fiyat artışlarının ve enflasyonun tek sebebi olarak zincir marketleri ilan etmek de gerçeği tam olarak yansıtmıyor.

Önceki gün zaman zaman alışveriş yaptığım bakkal ile sohbet ederken fiyat artışlarının durup durmadığını sordum. Durmadığını, sadece yumurta hariç artışların devam ettiğini söyledi. Siparişi verdiğimiz anki fiyatlar ile siparişin dükkâna teslim edildiği sıradaki fiyatlar bile değişiyor. Kendisine, alış fiyatınıza göre sizde satış fiyatını belirleme imkânına sahipsiniz. O bakımdan sizin için bir sıkıntı olmayabilir ama müşterilerin yapabileceği hiçbir şey yok, dediğimde, aldıkları ürün ile birlikte raflardaki etiket fiyatının da kendilerine bildirildiğini, bakkal olarak onların da ürünleri aldıkları toptancıların belirlediği kâr oranı dâhilinde etiketleri belirlediklerini söyledi. Doğrusu şaşmadım dersem yanlış olur. Çünkü toptancı verilen siparişin fiyatını belirliyor. Bakkal da kendi alış fiyatına göre de satış fiyatını belirler diye düşünüyordum. Ancak, öyle olmadığını duyunca şaşırdım. Peki, ürünü aldığınız toptancı o ürünü sizin kaça satacağınıza ne karışır, dediğimde, dükkânında belli bir fiyata sattığı ürün aynı semtte ki bir başka bakkalda daha yükseğe satıldığı takdirde bundan toptancı rahatsız olurmuş.

Bunları konuştuğum insan bir mahalle bakkalı. Böyle olunca görünen o ki mahalle bakkalları da ürünleri temin edenler tarafından teslim alınmış durumda. Zincir marketlerin çok büyük bir güce sahip oldukları düşünüldüğünde piyasada tam bir kontrol sağlanamadığı sürece ürünlerin üreticileri de, bizim gibi tüketiciler de etkisiz hale getirilmiş olacak. Kısacası sıkıntı uygulanmakta olan sistemin yanlış tarafları sıkı takip sonucu giderilmeye ihtiyacı var. Bu işin yapılmasının imkânsız olduğunu düşünmüyorum ama piyasanın bir takım tehditlerle korkutularak da bir netice alınamayacağını düşünüyorum. Bunun için üretim sahasından tüketiciye ulaşana kadarki safhalarda ciddi bir denetim mekanizması uygulanması şart. Bu yapılabildiği takdirde fiyatlarda istikrar sağlanabilir. Kaldı ki, bu konuda da bir takım yaptırımlar söz konusudur. Ancak, bir market zinciri on binlerle ifade edilen şubelere ulaşana kadar, işin nereye varabileceği üzerinde düşünme ihtiyacı duymayanların, tehdit ile sonuç alamayacaklarını görmüş olmaları gerekmez mi?