Çevremdeki insanlarla konuştuğumda bir gerginliğin, bir usanmışlığın hâkim olduğunu, toplumda huzur isteyen ve arayanların sayısının gün geçtikçe arttığı görülüyor. Daha önceki bir yazımda da dikkat çekmeye çalıştığım gibi, toplumda cinayetler, bunun da ötesinde katliamlar günlük olay olmaya başladı. Buna ister sosyal patlama, ister bunalmışlığın dışavurumu diyelim, insanlar birbirleri ile belli ölçülere dikkat ederek konuşamıyor, ille de sesinin etkili olabilmesi için karşısındakinin sesinin bastırılması gerektiği gibi bir hava hâkim oldu ülkeye. Sokaktaki vatandaşın bu halini, günlük sıkıntılardan bunalmışlığın bir sonucu olarak izah etmek mümkün ama toplumu sürekli olarak çatışma ortamına sürükleyen, ülke yönetiminde farklı seslere tahammülsüzlüğün hâkim olmasını siyaset sananlar giderek üsluplarını daha da sertleştiriyor. Bereket, iktidar kanadının bu kavgacı üslubuna muhalefet aynı dozda karşılık vermiyor, mümkün olduğunca ülke sorunlarını ve bu sorunların çözüm yollarını gündeme getiriyor ve toplumun bilgisine taşımaya çalışıyor. Ne var ki bu sakin, çözüm arayıcı üslup bile iktidar sahiplerini rahatsız ediyor: Öyle anlaşılıyor ki iktidar sahiplerinin rahatının kaçması için muhalefetin sesini çıkarmaması, iktidara yanlışlarını söylememesi, kısacası hep birlikte alkışlanmalarını istiyorlar. İyi de bu mümkün değil ki.

Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal şartlar ister istemez iktidarın uyarılmasını gerektiriyor. Kaldı ki, demokrasilerde iktidarların yanında muhalefetin de bulunması gerekir. Böyle olunca iktidar sahiplerinin muhalefetten gelen eleştirilere tahammül edebilmesi gerekiyor. Söz gelimi Millet İttifakı’nın açıkladığı Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nden iktidar yararlanabilir, şimdiye kadar düşünemedikleri hususlar var ise göremedikleri ya da görmek istemedikleri hususların topluma sunulmasından yararlanma yolunu seçebilirlerdi ama görünen o ki, altı partinin birlikte kafa kafaya vererek oluşturduğu ve kamuoyunun bilgisine sunduğu Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni iktidar yanlısı medya sanki bir yerlerde belirlenmiş ortak bir sunuş içinde topluma duyurulmuş, özellikle de 240 sayfalık bir ortak metin, eskiye dönüş ya da ülkeyi eskiye döndürme metni olarak sunulmuş.

Eskiye dönüşten kasıt, sanıyorum geçmişte yaşanmış istikrarsızlıklara atıf yapılarak, toplum korkutulmaya, böylece Millet İttifakı’nın iktidar olması engellenmeye çalışılmış. Hâlbuki Millet İttifakı, çeşitli kereler mevcut sistemin tek adam sistemine dönüştüğünü, bunun önüne geçmek için güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçileceğini topluma duyurdu. Güçlendirilmiş parlamenter sistem ise geçmişteki yaşanan istikrarsızlığın önünü kesecek düzenlemeler yapılacağı anlamına geliyordu. Çünkü gelinen noktada ülke tek adamın vereceği kararlarla yönetilmeye başlandığından alınan kararlar adeta deneme yanılma yoluyla hayata geçiriliyor. İstişare ya yapılmıyor ya da tek kişinin beklentisi doğrultusunda görüşler açıklanıyor. Sonuçta ülkede ortam her geçen gün biraz daha geriliyor, üslup sertleşiyor ve farklı söylemlere tahammül kalmıyor. Farklı görüş belirten ya terör örgütü ile iş birliği yapmakla ya da hain olarak nitelendiriliyor. Hâlbuki demokrasinin belirleyici özelliği, farklılıklara tahammüldür. Herkes benim gibi düşünsün ve konuşsun isteniyorsa o sisteme demokrasi demek mümkün olmaz.

Kısacası bir yılı aşkın bir süreden beri Millet İttifakı’nın 6 partisinin yetkilileri kafa kafaya vererek bir seçim beyannamesi hazırlamış, toplumun bilgisine sunmuşlardır. Bundan sonraki karar millete aittir, öyle olması gerekiyor ama milletin vereceği karardan şimdiden bir rahatsızlık duyuluyor ki; toplum aldatılmaya çalışılıyor. Bu ise ister istemez toplumdaki stresi daha da artırıyor. Hâlbuki yöneticilerin öncelikli görevi, toplumu germek değil, huzur içinde yaşamasını sağlamaktır.