Türkiye’nin en büyük sorunlarından birisinin kentsel dönüşüm olduğu yaşanan depremle daha iyi görüldü. Yıllardır, depreme dayanıksız yapıların dönüştürülmesi gündeme gelir ancak buraya ayrılan bütçenin azlığı, bütün yükün vatandaşın sırtına yüklenmesi ve devletin sorumluluk almamak için çabaladığı bir sürecin yaşandığı hepimizin malumudur.
Avrupa ülkelerinde devlet vatandaşın hayatını kolaylaştırmak için varken, Türkiye’de devlet ve hükümet bütün sorumluluğu vatandaşa yüklemiş vaziyette. Her konuda olduğu gibi kentsel dönüşüm konusunda da devlet yeterli insiyatifi almamaktadır.

Kentsel dönüşüm konusunda devletin yetersiz kaldığını dillendirdiğiniz zaman işi hükümete bağlayıp size “hain” diyenlerle karşılaşırsınız. Bundan birkaç gün önce bu konuda, “Vatandaşa ‘evini yenile’ demenin dayanılmaz hafifliği” yazısını yazmış ve devletin yeterli desteği vermediğinden bahsetmiştim. Yazının yayınlandığı gün elimde Milli Gazete olduğu halde yerel yönetimler konusunda fikirlerine itimat ettiğim bir dostumla konuyu müzare ederken bir yandaş “devlet daha fazla inisiyatif almalı” sözümüzü işiterek, elimdeki gazeteyi de gördüğünden, “Her şeyi devletten, hükümetten bekliyorsunuz” dedi. Biz de, “Devlet ve hükümet bizden bazı şeyler istiyor, biz de gücümüzün yetmediği yerde elbette devletten, hükümetten destek talep edeceğiz” dedik. Elimizdeki Milli Gazete’yi işaret ederek, “Sen Erbakancısın, vatan hainisin” demez mi? Elbette hak ettiği cevabı fazlasıyla verdik.

Kentsel dönüşüm konusunda yeterli desteği vermeyen devletten daha fazlasını istemek vatandaş olarak bizim en doğal hakkımız olsa gerektir. Hükümet edenlerin vatandaştan icazet alarak oturdukları makamlardaki konforlu yaşamlarını sorgulamak dahi hakkımız olsa gerektir. Ancak bu sorgulamayı dahi yapmadan mağdur olduğumuz bir konuda devletin ve hükümetin vatandaşın mağduriyetini gidermesi görevidir, sorumluluğudur.

Riskli yapıların yıkımı konusundaki kolaylığı, yapımı konusunda da gösterdiği zaman devlet/hükümet görevini tam olarak yerine getirmiş olur.

16.05.2021 yılında çıkartılan 6306 sayılı Kanun’la riskli yapıların yıktırılmasını 2/3 çoğunluğa göre değilde tek kişinin müracaatına indirgeyen, risk tespit ücretini ve yıkım masraflarını vatandaştan tahsil eden; binanın yapım sürecinde ise yeterli inisiyatifi almayan bir devlet ve hükümet anlayışı olamaz.

Binasını yenilemek zorunda kalan vatandaşın kiralık ev bulması, müteahhitle anlaşması, bankadan kredi bulması bu ekonomik krizde neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Dünyanın her yerinden insanın ülkemize göçüne göz yumulmasından dolayı ev kiraları haddinden fazla artmıştır. Yine ekonomik krizden dolayı bina yapım maliyetleri ve bunun vatandaşa yansıması da aynı şekilde karşılanamaz hale gelmiştir. Böyle bir ortamda vatandaşa 1.500 ile 2.000 lira kira yardımı yapılması ve 600.000 liraya kadar da faizli kredi verilmesi yapım maliyetini karşılamamakta, üstelik vatandaş borç ve faiz batağına daha da batmaktadır.

70 m² dairenin yenileme maliyetinin 1 milyon TL’den aşağı olmadığını, bunun krediyle ödenmesi durumunda faiziyle birlikte aylık en az 18-20 bin liraya ödemesi olduğu dikkate alınırsa, bunun içinden çıkılmaz bir hâl aldığı görülecektir. Kaldı ki, evinin yenilenmesi aşamasında vatandaş piyasa şartlarında aylık 10.000 lira da kira ödemek zorundadır. Geçimini sağlamakta zorlanan vatandaşların bu işin içinden kalkması mümkün değildir.
Peki, devlet bu dönüşümü faizsiz şekilde yapabilir mi? Elbette bu mümkündür:

1-Belediyeler ada bazlı planlama yaparak kat artışı verebilir. Müteahhite kat fazlalığından kalan daire karşılığında vatandaş ev sahibi olur. Bu uygulama İstanbul’daki ilçelerin bir kısmında ağır aksak da olsa devam etmektedir. Ancak burada, kanunda boşluk olduğundan vatandaşlardan bazılarının itirazları süreci uzatmaktadır. Ayrıca Fatih gibi bazı ilçelerde kat artışı verilmediğinden, bütün yapım masrafları vatandaşın üstüne kalmaktadır.

2-Kat artışı verilmeyen yerlerde ise yine ada bazlı plan yapılarak buralarda İstanbul için KİPTAŞ ve TOKİ, Anadolu için TOKİ devreye girip kentsel dönüşümü yapmalı. Vatandaş bankayla muhatap edilmeden, yapım bittikten sonra ödeme başlatılmak üzere faizsiz şekilde devletin ilgili kurumlarına karşı yükümlü kılınmalı. Yani faiz ve bankayla karşı karşıya kalmadan evini uzun vadeli taksitlerle yenileyebilmeli.

3-Devletin düşük faizli kentsel dönüşüm kredisi yerine ada bazlı planlama yaparak, işin kontrolünü elinde tuttuğu ve maliyetine kentsel dönüşüm yaptığı bir sistem ile faizli kentsel dönüşüm kredisi ve kira yardımı yaptığı sistem arasındaki fark fazla olmasa gerektir. Zira devletin ortada olmadığı, işin tamamen banka, müteahhit ve vatandaş arasında kotarıldığı bir sistemde hem müteahhitlerin fahiş fiyat vermesi hem de bu fiyata oranla düşük faizli de olsa faizin işletilmesi söz konusu olmaktadır. Burada devletin inisiyatif alıp işi koordine etmesi halinde hem gerçek maliyetine dönüşüm sağlanacak hem de vatandaş faiz bataklığına düşmemiş olacaktır. Devlet bu işten biraz kâr yapmak istese bu tercih edilmelidir. Bu şekilde vatandaş faiz belasına bulaşmamış olacaktır.