Uzunca bir süreden beri gündemde olan emeklilikte yaşa takılanlar olarak nitelendirilen sorun çözülmüş görünüyor. Yani çalışma süresini ve ödenmesi gereken prim gün sayısını tamamlamış olanlar emekliliğe kavuştular. Bu durum niçin ortaya çıktı, niçin insanlar yıllardan beri bu sorunun çözülmesi için alanlarda oldu sorusunun çeşitli cevapları olabilir. Ancak ülkemizde bir sorun çözüme ulaştırılırken nedense beraberinde yeni sorun ve sorunları gündeme getiriyor. Sanıyorum sorunların sebepleri tam olarak belirlenmeden yeni kararlar alınıyor ve bu durum ister istemez toplumun belli kesimlerini harekete geçirtiyor. Özellikle bir uygulama devam ederken yeni şartların gündeme gelmesi ister istemez haksızlığa uğrayanları, “Maç devam ederken kural değiştirilemez” diyerek tepkiye yöneltiyor. Bu arada sürdürülmekte olan kuralın da giderek sürdürülemez hale geldiği kesinleşince bazen mecburiyetten, bazen de bir seçim öncesi dönemde seçim yatırımı olarak yeni uygulama gündeme geliyor.

Ülkemizde uzun yıllar bazı çalışanlar 38 ile 43 yaşlarında emekli olabilme hakkına sahiptiler. Yani 18 yaşında iş hayatına başlayan memur ve işçiler 20 ila 25 sene çalıştıklarında emeklilik şartlarını yerine getirmiş oluyorlardı. Netice itibarıyla 20-25 sene çalışan 38 ile 43 yaşında emekliliğe hak kazanıyor ve sonuç olarak 20-25 sene çalışarak 25 ile 35 sene, bazen daha fazla sürede emekli aylığı alabiliyordu. Hemen belirteyim ki, buna itiraz etmiyorum. Ancak sosyal güvenlik kurumunun böyle bir uygulamayı sürdüremediği geçmişte ortaya çıktı ve buna çözüm arayışına girildi. Böyle olunca ödenmekte olan prim gün sayısı ve çalışılacak yıl miktarı artırılma yoluna gidildi. Bazı alanlarda 65 yaşında zorunlu emeklilik söz konusu oldu.

Emeklilik konusunda nasıl bir düzenleme yapılırsa yapılsın, tüm kesimleri memnun etmek mümkün olmayabilir. Bu bakımdan gerçeğe en yakın düzenlemeyi yapabilmek önemli oluyor. Bunun için kurumları koruyacağız derken emekli olma yaşının kurumun imkânlarını taşıyamayacağı noktaya çekilmesi, 20-25 sene çalışanın 35-40 sene emekli maaşı alacak demek de sistemi zorlayabilir. Ancak emeklilikle ilgili konulara tek başına sosyal güvenlik kurumunu korumak açısından bakmamak gerekir. Çünkü ortada bir sosyal güvenlik söz konusudur ve bu iş devletin asli görevlerinden olduğu için sadece meseleye getirisi götürüsü açısından bakmak doğru olmaz.

Bu noktada iş gelip devletin uygulamakta olduğu ekonomiye dayanıyor. Bir diğer ifadeyle bu durum ekonomik gelişmişlik seviyesi ile yakından ilgili. Ekonomimiz düzgün, üretimi ülke ihtiyaçlarını karşılamanın da üstünde ise devlet bu konuda daha rahat hareket edebilir. Ancak her yıl bir önceki seneye göre aldığı borçlara ödediği faiz miktarı artarak devam ediyorsa o zaman ister istemez iktidar sahiplerinin bir seçimi kazanmak için bol keseden dağıtımları bir süre sonra ülkeyi topyekûn sıkıntıya sokabilir. Unutulmasın ki, devlet bütçesi de kendi bütçemiz gibidir, gelir gider dengesini korumak, bunun için de özellikle her alanda üretimin artırılması gerekiyor. Geliri giderini karşılamayan tüccar nasıl iflasa sürüklenirse devlet de böyle bir durum ile karşılaşabilir. Bunun için vatandaşı mağdur etmeden, özellikle de emeklileri başka ülkelerin emeklilerine imrendirmeden insanca yaşayacakları, sürdürülebilen bir gelire ulaştırmak yöneticilerin görevdir. Bu sorumluluktan, geçmişte alınmış bazı kararları bahane ederek kurtulmaları mümkün değildir.