Büyük felakette yine aynı şeyler yaşandı.
İyiler ve kötüler saflarını ayırdı.
Kan donduran görüntülerle insanlar daha fazla sarsılırken.
Kimileri, ısrarla bu görüntüleri paylaşmak istemekteydi.
Halk zaten perişandı.
Psikolojisi çökmüş, yaşamdan kopmuştu.
Yakınlarını kaybedenler, onların milyon katı kederle boyanmıştı.
Kötü niyetliler, cesetlerin fotoğraflarını yayınlamak istemekteydiler.
Zaten yarı ölü olan yakınlarını daha fazla öldürmek istemekteydiler.
Twitter’ın dışarıdaki yöneticileri ile ikna toplantılarıyla engellendiler.
Fakat yine de bu görüntüleri ellerinde saklayan kötü kalpliler, bakalım ne zaman insanları yıkmak için kullanacaklar.
Minik bebekleri, betonlar içerisinde azaları kopmuş cenazeleri paylaşarak acının artçı sarsıntılarını yaşatmak için fırsat kollayacaklar muhtemelen.
Kötü niyetliler Maraş’ta Kumçatı Barajı’nın, Hatay’da Yarseli Barajı’nın duvarlarının çatladığı yalanını yaydılar.
Halk daha fazla panik oldu.
Öyle ya bu kara kışta, yerde kar, hava eksilerde.
Bir de baraj sularının patladığı, suların her yana yayıldığı yalanı insanlara bir ölümden kurtulup öbürüne mi yakalandık korkusu verdi.
O panikle arama kurtarma çalışmalarında aksamalar yaşandı, kimi ekipler canlarının derdine düştü, kurtarmak üzere oldukları kimi yaralıları kaybettik.
İnsanlar enkazın altında cansız yatarken, vicdansızlar; akbabalar gibi onların bıraktıkları eşyaları çalmak için şehirler arası hırsız trafiği kurdular.
Halkımızın, felakete uğrayan kardeşleri için gönderdikleri eşyalar, yiyecek maddeleri, sular, bebek mamalarını yağmaladılar.
Depremzedelerin hakkı olan hayır eşyalarını polisler buldu.
Utanmadan mazlumlar için gelen eşyaları çiftliğine yığan zalimleri yakaladı.
Bence onların yaşadığı manevi deprem daha yıkıcı.
Nasıl bir merhametsiz fay hattında yaşamış ki hırsızlar; bütün ülkeye rezil oldular, yerin yedi kat dibine battılar.
Yakınlarını kaybetmiş dünyanın en acılı insanlarının karınları açtı.
Lakin yöredeki lokantacı bir tas çorbayı 70 liraya satmaktaydı.
Arsızlığa karşı çıkan erenler oradaydı, sokaklara aşhaneler kurdular.
Yemekler pişirdiler, sofralar açtılar,
Gelen geçeni yedirip içirdiler.
Depremi duyar duymaz can havliyle kendisini dışarı atacakken başkalarını kurtarmaya koşan insan melekler.
Onlardan gelen kutlu haberlerle bir kez daha gözyaşlarına boğulduk.
O haberlerden biri;
“Ölümü göze aldılar, bebekleri yalnız bırakmadılar.”
Gaziantep'teki bir hastanenin güvenlik kamerası tarafından çekilen görüntülerde iki hemşirenin, yoğun bakım ünitesinde tedavi gören bebeklerin bulunduğu kuvözleri korumak için canlarını hiçe sayarak gösterdikleri uğraş, doğrusu insanüstü bir çabaydı.
O çok şiddetli sarsıntı esnasında Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde görevli hemşireler Devlet Nizam ve Gazel Çalışkan, kamera görüntülerinde dışarı kaçmak yerine bebeklerin bulunduğu kuvözlerin devrilmemesi için çalışmaktaydılar.
İnsanlık yaman bir sınav verdi.
Bir yanda şeytanlaşanları izledi.
Aynı anda ermişlerin kutlu çabalarına şahit oldu.