Deprem felaketi, ülkemizin üzerine çökmüş, ister depremi yaşasın ister yaşamasın her ferdimizin payına depremden acı düşmüştür. Bu bakımdan 85 milyon tek bir vücut halinde depremin yaralarını sarmaya, acılarını hafifletmeye çalışırken hemen her gün ülkenin bir yerinden yeni deprem haberleri geliyor olması ister istemez toplumu diken üstünde tutmaktadır. Yapılan açıklamalarda depremin yaralarının önümüzdeki bir senede büyük ölçüde sarılacağı söyleniyor olsa da görünen o ki, sadece deprem bölgesinde değil, ülkemizin bütününde depremin sebep olduğu ekonomik çöküntünün telafisinin bir senede pek mümkün olmadığını söyleyen uzmanlar da var. Hemen belirteyim ki, imkân olsa da depremin yaralarını bir sene değil, 6 ayda sarabilsek. Gönül bunu arzular. Ancak her ne kadar depremin vurduğu 11 ilimizde yaşayanlar etkilenmiş gibi görünüyor olsa da, giderek felaketin etkileri yurdumuzun her köşesinde görülmeye başlamış bulunuyor. Bunun da ötesinde, söz gelimi depremden sonra ortaya çıkan deprem bölgelerinden başka yerlere göçün etkileri şimdiden görülmeye başlamış durumda.
Bu sıkıntıların başında deprem bölgesinde her türlü tarım ve sanayi üretiminde azalmalar başladığı yüksek sesle dile getiriliyor. Bunun başında ülkemizin geniş bir kesiminde depremin yol açtığı birtakım sıkıntılar sebebiyle tarımsal üretim yapılamaz hale gelmiş, bunun ötesinde bölgede var olan fabrikalar çalıştıracak eleman bulamadığından üretimde düşüş yaşanmakta. Görünen o ki, göç sebebiyle ortaya çıkan eleman yetersizliği ve üretim düşmesinin giderek ülke ekonomisine etkileri de görülmeye başlayacaktır. Söz gelimi bazı ilgililer önümüzdeki aylarda ihracatta artış görülebileceğini söylüyorlar. Gönül elbette öyle olmasını ister. Çünkü zaten dibe vurmuş ekonominin daha da kötüye gitmemesi, özellikle dış ticaret açığının kısa sürede kapatılması, hatta artıya geçmesini gönül arzular. Ancak ister çiftçilerimiz olsun, ister sanayiciler olsun deprem sonrası ortaya çıkan göçlerin ardından bırakın üretim artışını düşüşün devam ettiği de ülkemizin bir gerçeği. Bu bakımdan ülkeyi yönetenlerin daha fazla vakit kaybetmeden depremin ekonomiyi menfi yönde etkileyen sorunlarının telafisi için yoğunlaşmaları gerekiyor.
Depremin ardından acıların hafifletilmesi için göç bir çözüm gibi görünmüştü. Hatta bu göçlere geçici olarak bakılmıştı. Ancak görünen o ki, deprem bölgesinden 242 bin öğrenci başka illere nakil yaptırmış. Bu arada söz gelimi sadece Ankara’ya deprem bölgesinden 230 bin insanın göç ettiği açıklamalarda yer alıyor. Bu ise ister istemez zaten zirve yapmış olan konut kiralarında yeni bir patlamaya sebep olmuştur. Bu durum sadece deprem bölgesinden göç edenleri sıkıntıya sokmamış, işi gücü Ankara’da olanlar da bu kira artışlarının altından kalkamayacak hale gelmişlerdir.
Hemen belirteyim ki, Ankara’yı örnek verişim sadece bu ilimize göç yaşandığı anlamına gelmiyor. Ankara Valiliği’nin son yaptığı açıklamada, bu hususa dikkat çekiliyor ve rakamlar dile getirilmişti de ondan Ankara’yı örnek olarak verdim. Aynı durum, Mersin, İstanbul gibi pek çok illerimiz için de geçerli. Kısacası, geldiğimiz noktada bir yandan depremin doğrudan sebep olduğu yıkımların halledilmesi gerekirken bir yandan da göç alan illerimizde yeni adımların atılması gerekiyor.
Sözü uzatmadan diyebilirim ki, artık birtakım vaatlerle depremin sebep olduğu yıkımın teflisi işlerin düze çıkmasını sağlamaya yetmeyecek görünüyor. Bunun için içinde bulunduğumuz seçim şartları sebebiyle de olsa ortamı germeden el ele, gönül gönüle sorunlarımıza çözüm bulmak için harekete geçmek gerekiyor. Yoksa deprem sonrası ortaya çıkan sıkıntının telafisi için daha uzun zamana ihtiyaç olacaktır.