Bir akşam telefonum çaldı. Açtım, telefonumda kayıtlı olmayan, tanımadığım bir numara. 

Selamla başlayan adam, sayın hocam yarın sabah ailemle, damadım, eşi ve iki torunumla size kahvaltıya gelebilir miyiz?

— Kaçta gelebilirsiniz? 

— Size göre kaçta kabul ederseniz. 

— Sabah namazından sonra biz hazırız. 

— Saat onda inşallah sizin evdeyiz. Ben evi biliyorum. 

— Bekliyoruz. 

2006 yazında yeni tanıştığım bu değerli dostuma saygı değer eşine, hafız damadına, evlatlık edindiği kızına ve sonradan biri hafız olan iki torununa,  evimde sabah kahvaltısı verdikten sonra bana, 

“Hocam, altmış üç yaşımı bugün doldurdum.  Altmış üç defa Kur’an-ı Kerim’i Türkçe mealinden okudum.  Senin Şifa Tefsiri isimli sekiz ciltlik eserini beş defa baştan sona okudum. Bir o kadar da Sabuni’nin tefsirini okudum. Benim yaş altmış dördüncü yaş günümde bu Türkçe altmış üç meal ve on tefsir okuma duası yapar mısın?” dedi. 

Duamızı yaptıktan sonra kıymetli hafız damadı, “Ama hocam, babam Kur’an okumasını bilmez” deyiverdi. 

Hemen orada söz aldım, “Bu sene Kur’an okumasını öğrenecek” dedim. 

Söz verirken, “Ben işimde her şeyin en iyisini yapmaya çalıştım. Kur’an-ı Kerim’i de öğrenirken kurallarına riayet ederek öğreneceğim” dedi ve öğrendi. 

17 yıldır devam eden dostluğumuzda herhangi bir konuda konuşma esnasında geçen ayet meallerinin sürelerini söylemesinden anlıyorum ki okuduğu hafızasında kalmış. 

Evine en yakın camilerin imamlarını tanıdığı gibi çevredeki imamları da tanırdı ve onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışırdı. 
İnterneti çok iyi değerlendirdi. 

İslami bir bilgiyi yayınlayan kim olursa olsun, yazan ve konuşanın telefonunu bulur ve tebrik ederdi. 

Yanlış söyleyen ve yazana da telefon eder, nazik bir dille doğrusunu Kur’an ayetinin süre ve numarasını vererek uyarırdı. 

BAĞ-KUR emeklisi idi. 

Hangi şehre giderse gitsin ilk uğradığı yer müftü efendinin odası olurdu. 

Ankara’ya giderse de Diyanet İşleri Başkanı’nı ziyaret ederdi. 

Mutlaka akılda kalıcı sözler söylerdi. 

İnternet mesajlarında ayet ve hadisler sunardı. 

İslami hareketin kendince seferberliğini ilan etmiş gibiydi. 

Kurslar, camiler, yurtlar, evler, dükkânlar, tatil yerleri, deniz kenarları Kur’an kursu olmuş gibiydi onun gözünde. 

Hani Kurtuluş Savaşı’nda herkes baltasıyla, övendiresiyle, çakaralmaz dolma tüfekleriyle vatanın kurtuluşu için savaşa gittiklerinde, ordu tarafından bir nizam ve intizama alındığı takdirde başarılı olduğu gibi, bugün de Kur’an seferberliğinde yine işi iyi bilenlerden, harfleri kuralına göre çıkaranlardan almaya çalıştı ve dün yine yeni tayin edilmiş bir ilçe müftüsünü ziyaret için giderken karşıdan karşıya geçerken çarpan bir araba sebebiyle, Rabbine geri döndü, ana vatanına doğru yürüdü. 

Allah rahmet eylesin. 

Hemen Kur’an okumasını bilmeyenlerimiz, bugün başlasalar Ramazan ayına kadar hızlı okumayı öğrenirler ve Ramazan’da bir hatim yapabilirler. 

Kur’an okumasını bilenler de hemen bir tefsirden manasını okumaya başlarlarsa Kadir Gecesi’ne kadar okuyup bitirebilirler. 
Rabbimize hamdolsun; icazetli kurramız, her zamankinden daha fazladır. 

Onlar, Kur’an harfleri, Sevgili Peygamberimizin mübarek ağzından nasıl çıkmışsa aynısını çıkarmaya çalışan insanlarımızdırlar. 
Sözlerin en güzelini nakledenler onlardır. 

Bizler, her sözü duyan, en güzeline uyan Müslümanlarız. 

Kur’an’ımızın hem lafzını, hem manasını öğrenelim, hem yaşayalım ve Rabbimizin rızasına kavuşalım.