İnsanın değeri

Ali Haydar Haksal
Ali Haydar Haksal

İnsan, eski deyimle “eşref-i mahlûkat”, yaratılanların üstünü. Bu genel deyim ve kavram İslâm’ın özünü oluşturur. Kâinat insan üzerine kuruludur. Hemen her şey onun etrafında döner. Meleklerin görevi de insana hizmettir, Allah onları sorumlu değil ama görevli kılıyor. Görevleri insanlara hizmettir.

İnsanlar tek atadan Hazreti Âdem’den ve Havva’dan çoğalmışlardır. Yeryüzüne yayılmışlardır. Her insan ayrı bir bendir. Her benin karakteri, kişiliği oluşumu farklıdır. Yerlere ve durumlara göre şekillenmişlerdir.

İslâm medeniyetinde genel anlayış olarak insanın üstünlüğü takva ile tanımlanır. Takva: “Günahtan sakınma, korunma ve Allah’tan korkma” olarak tanımlanır. “Korkma” şiddetli olan bir şeyden çekinme anlamında değildir. Sakınma ve korunmadır. Günah denilen durum insanlığın zararına olabilecek her şeydir. Olumsuzluklardan korunma bir üstünlük özelliğidir. Elbette ibadet edenler de bu duruma dahildirler. İbadet edenlerin de mutlaka sakınmaları ve hatta daha özenli olmaları arzulanır. Çünkü ibadet edenlerin bağlılığı sakınmaları ve korunmaları daha da etkiler, güçlendirir insanı.

Batı düşüncesinde insan farklı bir konumda ele alınır. Genellikle “hümanizm” kavramı, bizde insana değer verme olarak algılanır. Evet, bir değer vardır ama bu değer sadece kendi insanına aittir. Batı düşüncesinde hümanizm insanın önemsenmesi ve değerli kılınması olarak düşünülür. Bu kavramın asıl amacı üstün insan varlığını oluşturma. Metafizikten uzaklaştırma, insanı tanrı konumuna yüceltmedir. Hemen her şey o insanın iradesine dahildir. İnsanın oluşturacağı her şey kabuldür âdeta. Çünkü orada öte duygusu yoktur, korku da yoktur. Bu insanın acımasızlaşması kaçınılmaz olur. O insanın haramı yoktur.

İslâm inanışında haramların hemen hepsi insanlık için zararlı olan şeylerdir. Hümanist inanışta sınırları ne belirler; akıl mı, bilim mi? Bunlar insana değer verişse neden ari ırkı üstün olarak görülür? Diğer ırklara mensup olanlar küçümsenir ya da hiç değer verilmez. Hümanizmin merkezini, başlangıcını oluşturan Fransız düşüncesindekilerce koronavirüs ile ilgili aşıların önce siyahiler üzerinde denenmesi gerektiği ifade edildi. Şu modern diye bilinen dünyada hâlâ bu inanış ağır basıyor. Avrupa merkezci, üstün ırk oluşu olarak görüldüğünden.

Şu dünyada göçmen sorunu var. Zor durumda olan, geçinmek için Avrupa kapılarına yığılan insanlara yapılanlar, uygun görünenler nasıl göz ardı olabilir? İnsanı kurtarma insana değer verme gibi bir durum asla söz konusu bile olamaz.

Türkiye’nin AB’nin kapılarında bekletilişinin nedeni nedir dersiniz? Hem Müslüman olmaları hem de kendi ırklarından olmayışları. Eğer Müslüman insanlar alt katmanda çalışır ve kendilerini zorlamayacak bir konumda iseler o zaman zararsız varlıklar olarak görülür. Çalıştırılmalarında bir sakınca olmaz hiçbir zaman.

Müslümanların yaşadığı coğrafyada savaşların acımasızlığı sonuna kadar sürdürülür, göz yumulur, destek verilir, doğrudan ya da dolaylı katkıda bulunulur.

İnsan ve insanî olmak ayrı bir durumdur. Hiçbir insanın, rengi, ırkı ve konumu ne olursa olsun ayırt edilmemesidir.

Batı düşüncesinin etkisinden olsa gerek ki insanilik ile hümanist olma birbirine karıştırılır. Hümanist insanın putlaştırılması, metafizikten uzaklaştırılmasıdır.

İnsanî olma ise hemen her insana değer vermedir.

Bu yanılgı yıllardır süregeliyor. Edebiyat dünyasında bile geçmiş zamanda bu kavramdan etkilenilerek Yunus Emre’nin ne kadar hümanist olduğu üzerinde düşünüldü ve yazıldı. Oysa bir Müslüman olan Hazreti Yunus’un maneviliği, güzelliği ve yüceliği İslâm ruhunda olmasıdır. Irkçı bakışla “Türk Yunus” kavramı ısrarla öne sürülüyor. Merhumun bir kere ırk duygu ve düşüncesi asla yoktur. Bu bakış ise bir başka sakatlık getiriyor. Gene benzer bir tuzağa düşülüyor. O, ırkından dolayı değil inanışından, inancından ve peygamber sevgisinden dolayı bu kadar sevilmiştir. Sahih bir mümin ve kuldur.

- Yenidevir Gazetesi, Ali Haydar Haksal tarafından kaleme alındı
https://www.yenidevir.com.tr/makale/7291585/ali-haydar-haksal/insanin-degeri