Kültürel Duygusallık-II

Ali Haydar Haksal
Ali Haydar Haksal

Bir milletin değişimi, gelişmesi kendi değerleri içindeki varlığıyla ve ruhuyla oluyorsa bu, önemlidir. Var olma bilinci. Fakat bir milletin değişimi kendi değerleri dışında bir zihinsel kayma ile oluyorsa bunda ciddî sorunlar ve sonuçlar meydana gelir. Üzerinde daha çok duracağımız bu ikinci düşünüş biçimi.

Milletimizin yabancı kuşatmasındaki durumunu güçlendiren ve hızlandıran bizden olan insanların, yani insanlarımızın gönüllü olarak oryantalist düşünceye kapılışlarıdır. Bu, onları kendilerini geliştirmeden çok teslim oluş anlamına gelir. Böyle olunca da kendi milletiyle çatışır hâle gelir. Batıcı düşünüşlülerin içinde bulunduğu temel sorun da budur. Bir tarafıyla bu topraklarda bu medeniyet kültüründe kendileriyle de çatışıyor olmalarıdır. Huzursuzluğun temel nedenleri özde budur.

Batı düşüncesinde, romanında, öyküsünde, felsefesinde genel anlamda kendi ruhlarına uygun bir çaba içinde olurlar. Eserleri milletlerinin güçlenmesini, yönetimlerinin yönlendirilmesine katkı sağlar ve yönlendirirler. Güç kazandırırlar. Bizde iste Tanzimat sonrası Cumhuriyet ideolojisiyle birlikte milletiyle savaşan, çatışan bir zihniyet oluştu. Yabancı kültürlerin düşüncelerini taşırlarken onlara teslim oluyorlar. Teslim olmakla birlikte farkında olunsun ya da olunmasın onlara hizmette bulunuyorlar. Yani kendilerinde bir edilgenlik bulunuyor. Bu durumda onlara yerli düşünüşe bağlı insanlar olarak bakılamaz.

Aynı milletten olmalarına karşın Rus edebiyatının, romanının ve şiirinin kendi ruhlarından ve özlerinden ödün vermedikleri görülür. Kendilerini Avrupa’dan ayrı olarak düşünüyorlar. Bu düşünüş içinde eserlerini verirlerken kendi insanlarını merkeze alıyorlar. Birbirlerinin karşıtı gibi görünseler de varlıklarını koruyorlar. Bunu yaparlarken bir yandan da kendi içlerinde açılımlar sağlıyorlar. Dostoyevski sıkı bir Slav, Rus milliyetçisi ve Ortodoks Hıristiyan’ı olarak kalmaya özen gösteriyor. Onun bir karşıtı gibi görünen Tolstoy da özünden asla ödün vermiyor. Kendi kültürlerindeki aksamları görüyor bunların giderilmesine çalışıyor. Asla medeniyetinden kopmuyor. Kopmadığı gibi daha güçlü bir millet olma çabasına giriyor. Karşılaştırmalara gidiyor. Bu karşılaştırmalarda kendi milletinin nasıl olması gerektiğini öneriyor. Bu durum Dostoyevski’de de baskın. Fransız veya Avrupa edebiyatından besleniyorlar ama kendi eserlerini ortaya koyuyorlar.

Bizde ise tam anlamıyla bir yıkım için çabalıyorlar. Romanlarında, öykü ve şiirlerinde milletini aşağılayan, yok sayan, değerlerini hiçe sayan bir anlayış baskın hâle geliyor. Öyle ki, siyasal çatışmalar, partizanlıklar karşılıklı nefrete dönüşüyor bunun intikamını da halktan çıkarıyorlar.

Bir milletin iç çürümeleri, gerilemeleri elbette olur, olabilir. Yükselişlerin düşüşleri kaçınılmazdır. Değerlerini yok saymadan bir iç denetimle, disiplinle çıkışlar aranır. Onu yıkmak yerine var oluşunu sağlamadır bu.

Yabancı ideolojilere bağlananlar tam anlamıyla duygusal bir teslimiyet içinde olurlar. Hayranlıkla birlikte kendi varlıklarını küçümsüyorlar. Çünkü Batı ruhu, Avrupamerkezci bir bakıştadır. Bundan asla ödün vermiyor. Gerek ırki, gerekse kültürel olarak kendilerini üstün görüyorlar. Üstünlüklerine ellerinden geldiğince hem koruyorlar hem de karşı tarafa baskı aracı olarak kullanıyorlar. Onlara gönülden bağlanmış olanlar aynı zamanda onlar adına hizmette bulunuyorlar. Açıkça şu da söylenebilir, gönüllü oryantalist olma görevini üstleniyorlar.

Kültürel duygusallık deyişimizin nedeni de budur. Kendileri olmak yerine başkaları olma gibi bir durum söz konusu olur. Bu, bir anlamda kendi milletini, değerlerini küçümse anlamına geliyor.

Avrupamerkezci bir bakışla kendi milletini küçümsemeye kadar vardırıyorlar düşünüşlerini. Bunu sevgiyle ve aşkla yapıyorlar. Bu, onları özgünleştirmiyor daha çok sıradanlaştırıyor.

- Yenidevir Gazetesi, Ali Haydar Haksal tarafından kaleme alındı
https://www.yenidevir.com.tr/makale/7247346/ali-haydar-haksal/kulturel-duygusallik-ii