Bayraktara bakmayalım

Mahmut  Toptaş
Mahmut Toptaş

Kahvehaneye geç gelen arkadaşına önce gelen sorar, “İnşaat sahasını kazan iş aletlerine baktın değil mi?” arkadaşı ona sorar “Nerden bildin?” “Ben de baktım da ondan” diye cevap verir ve oyuna başlarlar.

Şantiyede çalışan greyder, buldozer, kamyonları seyreden adamlar gibi bayraktarı seyretmeyelim.

Fatih’in bayraktarı, sura bayrağı dikerek kendi görevini yaptı ve tarihe geçti.

Bayraktar, kendi görevini yaparken İstanbul surlarını aşmaya çalışan o “Güzel komutanla beraber, güzel askerler” hep birlikte bayraktara baksalardı, başarıyı sağlamada gecikme olabilirdi.

Güzel askerlerin hepsi “Güzel komutan” ın verdiği görevlere kilitlendiğinden o günün dünyasında beklenilmeyen fetih gerçekleşiverdi.

29 Mayıs 1453/20 Cemaziyelevvele 857’de Salı günü fethedilen İstanbul’da 01 Haziran/23 Cemaziyelevvel Cuma günü Ayasofya’da Cuma namazı kılınır.

Hiç aklımıza geldi mi iki gün içinde kocaman bina Cuma namazı kılınacak hale nasıl getirildi?

Ahşap ve taş ustaları önceden hazırlık yapmış olmalılar.

Surlarda gedik açıp oralardan “Güzel askerler”in içeriye sızmaları için yapılan toplar “Edirne’de yapılan hazırlıklar arasında Saruca Paşa nezaretinde 300 kantar barutun kullanıldığı büyük bir top dökülmüştü. (Tâcü’t-tevârîh, I, 419).(TDV İslam Ansiklopedisi Saruca Paşa maddesi) 

Mimar Müslihiddin ve onlara yardım eden Urban usta da top dökümünde görevlerini hakkıyla yapıyorlardı.

Surların altından lağam/tünel kazarak içeri sızmaya çalışanlar da bayraktara bakmadan kendi görevlerini yapıyorlardı.

Karada gemi yürüten mühendisler ve onların yanında çalışan yiğitler de kendi vazifelerine bakıyorlardı.

Hani ara ara bal arıları üzerine tehlike çanları çalan haberler yazılırken bilim adamlarımızdan da bilgi alınır ve “Eğer bal arıları yok olursa dünyanın  dengesi bozulur” derler ya, işte herhangi bir işte bile en küçük cıvatayı sıkmayan görevli dev gibi uçağı tehlikeye attığı gibi devletlerin korunması için de herkes kendi görevini yapmalı.

Hani meşhurdur, “Bir çivinin düşmesi, bir nalı düşürür; bir nal bir ayağı, bir ayak bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir devleti düşürebilir” derler.

Üniversitedeki değerli ilim adamlarımız, sahasıyla ilgili yapılması gerekenleri davet beklemeden ilgili yerlere bildirmeli.

İlahiyat fakülteleri, çağımızın sorunlarını çözecek, devlet yöneticilerine yol gösterecek, Dursun Fakih, Hızır Beğ, Molla Husrev, Akşemseddin… gibi değerli ilim adamları yetiştirmeli.

Tarihi filmleri sevmem.

Son günlerde tarihi güzel filmler çeken değerli ekip, bu filmlerden sonra bir elinde Kur’an-i Kerim, diğer elinde bayraktarın yeniden ürettiği cep telefonu, cep telefonunda bütün tefsirler, hadisler ve şerhleri, fıkıh kitaplarıyla Mekke, Medine, Kudüs, Atina, Londra, Paris, Moskova, Pekin, Addis Ababa, Sidney… gibi şehirlerin en merkezi yerinde “Rabbani İlimler Merkezi” gibi resmi çalışma merkezi açarak faaliyet yürüten filmler çekerlerse geleceği aydınlatmış olurlar.

“Atina nasıl elden çıktı” filmi değil, “Atina’da cehenneme doğru koşan insanlar nasıl kurtarılır” filmi çekilmeli.

“Geçmişi bilmeden…” Sakızını çiğnetmeyin.

Tarihi filmlerde başrol oynayanların kendi hayatı üzerindeki etkiyi araştırınız size yeter.

TRT 1’de yayınlanan “Teşkilat” dizi filminin bu hafta ve bu ayın olaylarını yorumladığı gibi, “Rahmani İlimler Merkezi” Birleşmiş Milletler’de, Avrupa Birliği’nde, NATO’da, Şangay İşbirliği Örgütü’nde, Bağımsız Devletler Örgütü’nde, özetle uluslararası bütün örgütlerde günlük, haftalık, aylık ve senelik konuların çıkmazlarına, çıkış yolları gösteren ayet ve hadisleri ilgili birimlere ulaştıran ve anlatan bir film olabilir.

Çok yemekten ve hareketsizlikten gıda zehirlenmesi olduğu gibi, ilahiyat fakültelerinde ve Diyanet İşleri’nde çok değerli ilim adamlarımız bu tür yerlerde görevlendirilirlerse  çok güzel sonuç alabilecek durumdalar.

Ama bulunduğu binada kapısıyla karşı karşıya olduğu arkadaşlarına yan gözle baktıklarından, basın yoluyla sataşmaya, onun ak dediğine kara deme alışkanlığıyla çok yanlış yollara gitmeye başlıyorlar.

Aslında hepsinin niyeti iyi ama hareketsizlikten ilim zehirlenmesi, kişiye yanlış yaptırır ve ona doğru olduğu hissini verir.

Şişmanların “Ben halimden memnunum” demesi gibi.

Rabbimiz buyurur: “Mü’min erkeklerle, mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah’a ve Rasülüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah Aziz’dir, Hakim’dir.” (Tevbe Süresi, Ayet 9/71, ayrıca bak Al-i Imran 4/104)

- Yenidevir Gazetesi, Mahmut Toptaş tarafından kaleme alındı
https://www.yenidevir.com.tr/makale/7239887/mahmut-toptas/bayraktara-bakmayalim