Kırılsan da, kırma

Mine Alpay Gün
Mine Alpay Gün

Bütün çocukların mutlu masalı, ortaktır.

Huzurlu aileler, mesut çiftler, mutlu çocuklar.

Çocukların hepsi, ebeveynleri birbirlerini incittiğinde, mutsuzluktan hasta olmuşlardır.

O gülmeyen gözleri takılıp kalmıştır, huzurlu çocuk yüzlerine.

Ailelerinde yaşanan bu mutsuzluğu değiştirme düşleri görmüşlerdir.

Birbirini seven sayan anne babalar.

Çocuklarına deli divane ebeveynler.

Mutlu masallarıdır bütün çocukların.

Sonra çocuk yaşında söz vermişlerdir kendilerine.

Eğer ileride çocuklarım olursa asla onları kırıp incitmeyeceğim.

Genetik miras mıdır, bu kez kendilerini evlatlarını kırıp incitirken bulmuşlardır.

Çok da pişman olmaktadırlar.

Lakin o elinde olmayan kabalık, etrafını eşini evlatlarını kırma.

Kaç kez söz vermiştir kendisine.

Bak bu kez bari sabırlı ol, muhatabın seni incitse de savuştur, görme, geç git, aldırma.

O dışarıda çıtkırıldım, kibar, nazik insanların; evde canavara dönüşümü bir de.

Dışarıdakileri kırmamaya azami dikkat edenlerin.

İçeride elde kılıç, kalp katliamı yapmaları.

Bir hakikat, en fazla kırdıklarımız aslında hayatta en sevdiklerimiz.

Kendi kalbi, kırdığından fazla ağır yük almaktadır.

Karşısındakinin kalbini de, kendi yüreğini de harap etmektedir.

Sevdiklerini incitirken, kendisi daha fazla acı çekmektedir.

Kalbini kırdığı sevdiklerini kaybettiğini düşündüğünde, dünyası kararmaktadır.

Peki, bunca sevgiye karşın yüreğini ele geçirmiş hangi canavar, muhatabının kalbini delik deşik etmektedir.

Kaç kez karar almıştır;

“İncinsen de incitme; çünkü incinmek senin elinde değil ama incitmek senin elinde.”

“Kırılsan da kırma” yazıp başucuna asmıştır.

Öfkeliyken sus, yazmıştır öbür duvara.

Yüreğinin arınmasını, öfke dikenlerinden temizlenmesini bekle.

Kötü vakit seçme, arınmış ve iyi bir zaman dilimi hazırla kendine.

Öyle düşün, kırıldığın konuyu.

Mevlana’nın yazdığı gibi: “Bilmiyorsan gönül sazını çalmasını, ne teli incit ne de burguyu kır.”

Yunus Emre’nin dediği gibi: “Bir küçük meyve için, dalı incitme gönül başın olsa da yüksek, gözün enginde gerek, kibirle yürüyerek yolu incitme gönül.”

Fuzuli’nin altını çizdiği gibi: “Karıncayı bile incitmem deme! ‘Bile’den incinir karınca. Söz söylemek irfan ister, anlamak insan.”

Şeyh Sadi, yıldızlamış: “Birinin gönlünü bir kez kırdın mı, sonra yüz türlü iyilik etsen de, o bir tek kırgınlığın öcünden sakın.”

A. Vartanyan, Şeyh Sadi’den esinlenmiş sanki: “İncittiğin ruhun atabileceği tokadın, yaraladığın yürekten alacağın ahın gücünü tahmin bile edemezsin.”

M. Kundera: “Güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar.”

A. Yesevi, asırlar ötesinden uyarmış: “Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırma. Kalp kırmak, Allah’ı incitmek demektir.”

Yunus, korkutmuş: “Eğer bir insanın kalbini kırarsan, Hakk’a eylediğin secde değildir.”

Sevgili Peygamberimiz noktalamış: “Kalp kırmak, Kâbe yıkmak gibidir.”

- Yenidevir Gazetesi, Mine Alpay Gün tarafından kaleme alındı
https://www.yenidevir.com.tr/makale/6893532/mine-alpay-gun/kirilsan-da-kirma