Kirlilik, tembellik, bilmek istememek…

Mine Alpay Gün
Mine Alpay Gün

Orta Anadolu’dayım.

Her yan gibi etraf güneşli, pırıl pırıl.

De ki bir güz güncesi.

Ya da asma filizleri baş verecekmiş gibi bahar beklentisi.

Dışarıda kimseler yok ki, bir selam verip hâl hatır soralım.

Şirin mi şirin Şerife Nine Konağı’nın hikâyesini öğrenelim.

Nihayet ekmek alıp dönen orta yaşlı beye soruyoruz, “Bilmiyorum” diyor.

Bu mahallede oturmuyor musunuz dediğimizde, “Evet ama bilmiyorum” diyor.

Öğrenmeye de hiç niyeti yok kardeşimizin.

Necip milletimiz olarak merak etmiyoruz, bilmek istemiyoruz.

Salgın bahane, biz millet olarak oturmayı sevdiğimizden, televizyonlar da bunu bildiklerinden bayat dizilerinden, saatlerce reklâm bombardımanından iyi paralar kazanırken, bu küçük Anadolu şehrinin ahalisi de içeride, halinden memnun.

Çirkin apartmanların olduğu yeni caddeleri değil, tek katlı bahçeli evlerin olduğu eski sokaklarını geziyoruz.

Kurumuş yaprakları ile bile ağaçlar, bir yörenin en büyük ziyneti, huzur nedeni.

Allah’ım, ne kadar temizliğe önem vermeyen bir milletiz.

Eminim ev kadınları, hanenin içini silip süpürmüşlerdir.

Fakat sokaklar, dış kapı önleri felaket.

Maske ve eldiven dağları oluşacak neredeyse.

Hava sıcak, yağmurlar yok; o maskeler hafif esintide insanların ağzına burnuna ne fena mikroplar taşımakta kim bilir.

Mübarek ev halkı, bir dışarı çıkın, kapı önünüzü temizleyin, çöpleri toplayın.

Bahçenizi kazın, toprağı havalandırın, balkonlardaki eski eşyaları, boş bidonları, gereksiz çaputları atın diye loş minarelerden anons mu yaptırılsa acaba.

Hadi suçlu duruma düşmesin, bu şehrin ismini vermiyorum.

Kaç gündür eski sokakları geziyoruz arkadaşımla.

Tek bir evin bahçesinde bir dal maydanoz, nane yeşilliği görmedik ki durup seyredelim.

Yahu kapalı alanlar yasak, bahçenize çıkın, kazın, dikin, üretin.

Biz ölmüşüz de mezara koyan yok.

Bu ne yahu.

Sokağa çıkma yasağına ne kadar hasretlermiş meğer.

Markete, hazır gıdaya koş.

Fakat iki marul dikme.

Elin ayağın çalışsın, kuraklığa, kıtlığa karşı bir direniş ver.

Nerde.

Fakat havanın güzel oluşu, en fazla müteahhitlerin yüzünü güldürmekte.

Ülkenin yegâne zenginlik temini olan inşaatlar hız kesmiyor.

Dağların göğsü yarılıp, siteler yerleştirilip, makineler, vinçler kulakları sağır eden gürültülerle çalışmakta.

Bir de hâlâ boşa akan çeşmeler, hayratlar, sokak başlarında sevimli musikileri ile insan ruhuna şölen sunmakta.

Onları nasıl toplayıp, su kaynaklarına almazsınız, nasıl heba edersiniz şaşmaktayım.

İstanbul’dan haber soruyorum, hava fırtına, rüzgâr, diyorlar.

İnşallah yağmurdur diyoruz karşılıklı, sükût-u hayal.

Sanki yağmayan yağmurlarda, salgında, etrafın kirliliğinde suçumuz bulunmakta.

Rastladığım bir haber tam da bu konuyla ilgili;

“Pandemi döneminde paket ve hazır gıda tüketimindeki artış, insanların sorumsuzluğu, İstanbul Boğazı’nda ‘insan kaynaklı’ kirliliği endişe verici boyuta ulaştırdı. Sorumsuz vatandaşlar tarafından gelişigüzel denize atılan plastikler nedeniyle sahil bandı çöplüğe döndü. Pet şişeler, hazır gıda ambalajları, meyve-sebze kasaları, maske, eldivenin yanı sıra çok sayıda kondom olması, plastik atıklardaki kimyasalların deniz canlılarında, yediğimiz balıklarda toksin birikimine neden olduğu vurgulandı.”

- Yenidevir Gazetesi, Mine Alpay Gün tarafından kaleme alındı
https://www.yenidevir.com.tr/makale/6056392/mine-alpay-gun/kirlilik-tembellik-bilmek-istememek