Son delikanlı tükenmediğinde, Kadir…

Mine Alpay Gün
Mine Alpay Gün

Son delikanlı tükenmediğinde, Kadir…

Bütün anneler aynı sözlerle uyarır çocuklarını.

Aman evladım kavgadan uzak dur, kimseye karışma, başını belaya sokma.

Muhtemelen Kadir’in annesi de aynı sözlerle kim bilir kaç kez uyardı evladını.

Onların ayçiçeği tarlasında çektirdikleri, yüzlerine güneş vuran bir tablo gibi güzel aile fotoğrafı, her şeyi yeterince anlatmakta.

Babaannem bıçkın bir delikanlı olan babamın kavgaya karışmaması için gözünden ayırmamaya çalışırmış.

Ana-oğul bir gün şehirden köylerine dönerlerken, yakınlarda bir kavga olduğunu görürler, babam bakayım der, babaannem, “Hayır gitme, şimdi polis gelir, seni de şahit yazarlar” der.

Babam gider, kavgayı ayırmak isterken yaralanır, taraflar hapse atılırken o da aralarındadır.

40 gün mahpushane damında kalır, anacığının acıdan yüreği kan dolar.

Üniversite sınavına hazırlanan, tıp fakültesinde okumak isteyen bir çocuk olan Kadir’in, o gün olacaklar aklının ucundan bile geçmez.

Parkta dayak yiyen kadın, avazı çıktığı kadar bağırmaktadır.

Kayıtsız kalamaz.

Oysa bu toplum, kayıtsız kalmayı çok iyi öğrenmiştir.

Yolda yürürken arkasından koşup gelen tinerci gencin ensesine bıçak dayaması ile donup kalan arkadaşım, çığlıklarını yanı başındaki apartmanların balkonlarında çay içenlere duyuracağını sanır.

Can havliyle bağırır.

Ancak çay bardaklarını kimse bırakmaz.

O esnada oradan geçen Kadir kalpli biri tarafından ürkütülen tinerci genç kaçınca boğazına dayanmış pis, paslı bıçağın dehşetinden kurtulur.

Fakat olayın şokunu atlatamamış, aylar süren psikolojik tedavi yaşamış, sık sık arkasına dönüp bakmaya başlamış, herkesten korkmuştu.


Kadir de aklından geçmeyen bir olay gördü, rüyasında görse inanamayacağı bir dehşeti yaşadı.

Katil oldu.

Hiç tanımadığı bir kadının darp edilmesi, çığlıkları, şiddete uğraması.

Televizyonlar katledilmiş kadınları yıllardır göstermekteydi.

Herkes gibi duyarsız olamayan, şiddet karşısında susamayan Kadir, olayı gördüğünde eline telefon alıp kayıt yapamayacak kadar katı kalp taşımamaktaydı.

Küçük yaşına aldırmadan koştu.

Biraz geç kalsa kadının, Emine Bulut gibi ya da kurbanlık koyunlar gibi boynundan kesilmiş kadınlar arasına karışmasına izin veremezdi.

Koştu saldırganla boğuştu, kan revan içerisinde kaldı, yaralandı.

Fakat hiç istemediği bir şey oldu.

O anda kendisinin de can evinden vurulduğu bir cinayet yaşandı.

Darp edilen kadını kurtarmak isterken saldırganı öldürmüştü.

Eskiden kabadayılar vardı.

Avrupa’nın centilmen dediği ya da şövalye tavrı ile açıklamaya çalışsa da bizim kabadayılar farklı bir ruh taşırdı.

Tuzu kurular, canı tatlıgiller, rahatına düşkünler, konfor sevenleri şaşırtan o eski zamanlardan gelen cevvaliyet.

Mahalle ruhuna yan bakana hesap soran, sokağın kızına kafasını kaldıranın yakasına yapışan.

İşte o delikanlılık da kalmadı.

Kızılderili atasözünün anımsattığı gibi.

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Kadir, aslında son kabadayının ölmediğini, son delikanlının tükenmediğini gösterdi.

Milyarda bir insanın cesaret edeceği bir şey yaptı.

Ya canından olacaktı ya can alacaktı.

İki kötülüğü bile bile canını ortaya atarak, olaya dâhil oldu.

Güzel bir insanlık gösterdi fakat hayatı, hayalleri yara aldı.

- Yenidevir Gazetesi, Mine Alpay Gün tarafından kaleme alındı
https://www.yenidevir.com.tr/makale/3652688/mine-alpay-gun/son-delikanli-tukenmediginde-kadir