Tezvirat Hastalığı

Abone Ol

Seçimlere iki aylık bir süre kaldı. Seçim sath-ı mâiline girdik. Sürecin neler getireceğini hep birlikte göreceğiz ancak bu süreçte nicelerinin gerçek karakterlerinin de ortaya çıkacağı bir zaman dilimi olacağı muhakkak.

Her seçim öncesi toplumda var olan ve muhtemelen yazılı ve görsel medyadan tevarüs eden tezvirat hastalığının depreştiğine şahit olmaktayız. Tezvirat öyle bir hastalıktır ki söze ustaca yalan karıştırmadır, iftiradır, nemimedir (kovculuktur), düzenbazlıktır, sahtekârlıktır. Aslında tezvirat yalanla iftiranın harmanlanmış halidir hem de profesyonelce. Bile isteye bunun yayılmasıdır, bile isteye toplumda kin ve nefreti yaymaktır, bile isteye kul hakkına girmektir, bile isteye süslü yalan söylemektir, bile isteye iftiradır, bile isteye kalp kırmaktır…

Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size haber getirirse onu tahkik edin (araştırın). (Yoksa) bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman kimseler olursunuz” (Hucurat, 6) ayetinin ne kadar anlamlı olduğunu daha iyi idrak etmemiz gerekir. Bu ayet, her an tezvirata muhatap olabileceğimizi, her an yalan ve iftiraya muhatap olacağımızı anlatır ve bizi önceden uyarır.

Kur’an-ı Kerim’de aynı sûrede, “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü bazı zann (vardır ki) günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Kiminiz de kiminizi arkasından gıybet (dedikodu) yapmasın. Sizden herhangi biriniz ölü kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. Allah’tan korkun. Allah tövbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir” denilir. Zann, tezviratın öncesidir. Allah-u Teâlâ bunu bile yasaklamıştır. İnanan insan, toplumun diğer bireyleri için özellikle Müslüman kardeşi için kötü zannda bulunamaz. Hep iyi niyetlidir. Müslüman kalbini bozmaz.

Rasulullah (s.a.v) Efendimiz (s.a.v), “Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter” (Sahih-i Müslim, Mukaddime) buyururken aslında haberlerin doğruluğunu tahkik etmeden, araştırıp doğruluğundan emin olmadan yaymanın kötülüğüne karşı bizi uyarır. Ne kutlu bir nebi ki, bizi bizden daha fazla düşünür. Süslü kelimelerin tuzağına düşüp yalana ortak olmayalım diye uyarır bizi Resul-i Kibriya.

Günümüzde “gıybet (dedikodu), kötü zann, söz taşıma ve iftira” gibi İslâm dininin men ettiği kötülükler, kitle iletişim araçlarının artmasıyla daha da yaygın hale gelmiştir. Eskiden “gazete, dergi, radyo ve televizyon” vasıtasıyla bu tür kötülüklerin belirli kişiler tarafından yapılması imkân dâhilindeyken, günümüzde “blogların, sosyal medyanın (Facebook, Twitter, Instagram, Linkedin vs.) ve video sitelerinin (YouTube, Dailymotion vs.)” yaygınlaşmasıyla toplumun tümüne yayılmıştır. Çünkü toplumun ekser kısmı yalan yanlış her türlü bilgiye ulaşma ve bu bilgileri başkalarına ulaştırma imkânına kavuşmuştur. Bu da bilginin güvenilirliği azaltmıştır.

Gerçek olmayan photoshop’lu resim ve yazıları alıntılayarak başkalarına ulaştıranlar, sosyal medyadaki “parody hesapları” gerçek zannederek ya da kasten yayanlar zannla hareket etmiş, Müslüman kardeşinin hakkına girmiş, yalana ortak olmuş, yalanı yaymış, iftiraya yataklık yapmış olur. Bilmemek insanı sorumluluktan kurtarmaz. Zira yukarıda bahsettiğimiz ayette, “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onu tahkik edin (araştırın)... buyurulmaktadır.

Özellikle seçim sürecinde insanların tezvirat hastalığının nüksettiği, tedavi edilemez bir hal aldığını görmekteyiz. Bu nasıl bir hastalık ki, gerçeği bile isteye gizler de yalanı bala bulayarak sunmaya çalışır. Bunu yaparken de ne yaratıcıdan korkar ne de kuldan utanır.

Tanışık olduğumuz bir dostumuzun sosyal medyada tezviratla dolu bir paylaşım yaptığına şahit olup belki bilmeden paylaşmıştır düşüncesiyle aradım. Selamdan sonra, “Sosyal medyada paylaştığınız video yalan ve iftira dolu. Bilmiyorsanız diye uyarayım” dedim. “Yalan ve iftira olduğunu bilmiyordum. Bu öyle değilse bile onun bunu yapacak tiyneti var, kaldırmayacağım” demez mi. “Adam kötü olabilir, hangi kötülüğü yapıyorsa onu eleştir, yapmadığı bir şey üzerinden iftira yakışmaz” dediysem de ikna edemedim.

Netice itibarıyla Müslüman, sadece din kardeşine değil, kendisinden olmayanlara karşı da insafını korur. Bu da Müslümanlara Allah-u Teâlâ’nın ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in emridir. Kul hakkı kavramı sadece Müslüman kardeşlerimizle alâkalı değil, kâfirler için de geçerlidir. Müslüman, kâfirin de kul hakkına giremez, bu dinimizce merduddur.

İslâm’da kâfirlerle savaşta bile bazı kurallar varken barış ortamında kuralların olmadığını düşünmek anlamsız olsa gerektir.

Müslüman öyle güvenilir birisi olmalı ki, onun elinden, dilinden “yalan, iftira, gıybet, nemîme (kovculuk)” kısacası tezviratla kimse incinmemeli. Ve toplumun tüm katmanlarında “Müslüman güvenilirdir” algısı oluşmalı ve günden güne pekişmelidir; yoksa sözümüzün tesiri gitgide azalır…