Giderek siyaset dilinin sertleşmesi ister istemez insanın aklına acaba seçimlerde en çok bağıranlar mı fazla oy alacak, yoksa ülke sorunlarını dile getirmeye çalışan ve bunlara çözümler üretmenin gayretinde olanlar mı sorusunu akla getiriyor. Eğer en çok bağıran, muhataplarını değersizleştirme yönünde tavrını giderek sertleştirenler seçimden kârlı çıkacaklarsa o zaman elbette söylenecek fazla söz olmaz. Çünkü demokrasi denen siyasal sistemde son sözü seçmenler söylüyor. Ancak, siyaset dilinin giderek sertleşmesi ister istemez karşılıklı laf yetiştirme yarışından ülke sorunlarını konuşmaya, gerekli çözümlerin tartışılmasına imkân bırakmıyor. Hâlbuki ülkenin sorunları her gün biraz daha artıyor ve acil çözüm bulunması gerekiyor. Böyle olunca ister istemez siyaset dilini giderek sertleştiren, normal şartlarda insanların birbirlerine söylemelerinin düşünülemeyeceği bir üslubun geçerli hale getirilmesi sertlikten fayda umanların, “Rakamları konuşmamızı istemediklerini, kavgaları konuşmamızı istediklerini” akla getiriyor.
Bu arada içeride havayı giderek sertleştirmekte yarar umanlar yabancı ülkeler karşısında bir süre önce adeta demediklerini bırakmadıkları halde birdenbire normalleşme adımları rahatlıkla atabiliyorlar. Yani kendi insanlarımıza gösterilemeyen tahammül, yabancılara gösterilebiliyor. Hâlbuki öncelikli olarak biz bize lazım değil miyiz? Hemen belirteyim ki ülke içindeki siyaset dilinin sertleşmesinden rahatsız olduğum kadar diğer ülkelerle ilişkilerimizde üslubun sertleşmesinden de o kadar rahatsızım. Bir gün geri almak durumunda kalacağımız sözlerin edilmemesi gerekmez mi? Maksadım içerideki tahammülsüzlüğümüze karşıt olarak bir daha karşı karşıya gelmeleri mümkün olmaz diye düşündüğümüz ülke yöneticileri ile geçmiş bir anda unutulabiliyor da içeride kendi insanlarımızla ilişkilerde kesinlikle geçmişi unutmak mümkün olmuyor. Böyle olunca da ülkemizde aslında olmayan bir takım konular ister istemez ana sorun haline getirilerek takdim ediliyor. Bu da karşılıklı bilek güreşini gündeme getiriyor. Siyasetteki dilin sertleşmesi toplumu etkiliyor. Huzur yerine huzursuzluk hâkim oluyor. Özellikle de ortamı yumuşatmak için adımlar atan siyasiler adeta bombardımana tabi tutuluyor. Çünkü topluma kavgasız da konuşulabileceğinin işaretlerini veren siyasiler bağırmayı esas alanlar tarafından fazla istenmiyor. Çünkü onların hedefi ortalığı sürekli gerilim içinde tutmak, insanların sakin düşünmesini değil, hiç düşünmeden ayrışmış olan toplumda bir kesimin yanında yer almasını sağlamak. Çünkü toplumsal ayrışma ve kamplaşmayı siyasetlerinin ana unsuru haline getirmişler.
Böylesine gerilimin sürekli olarak artırılmasının, bunu yapanlara da toplumun geneline de faydadan çok zarar verdiğini düşünüyorum. Hatta gelinen noktada toplumun bir sosyal patlamanın eşiğinde olduğu endişesini yaşıyorum. Daha önce de birkaç kez dikkat çektiğim gibi, hemen her gün cinayetler işleniyor. Hem de anlık bir patlama sonucu değil, aile fertleri arasında meydana gelen cinayetler giderek artıyor. Doğrusu bu durum ister istemez insana toplum nereye gidiyor diye sorduruyor.
Kısacası, siyaset toplumu germek, patlama noktasına getirmek için yapılmaz. Toplumun ihtiyaçlarına cevap bulmak için yapılır. Ancak gerilimin sürekli iktidara giden yolu açtığı inancı ile artırılması bir süre sonra istense de ülkede huzurun sağlanması mümkün olmayacağını düşündürüyor. Hâlbuki ülke olarak hep birlikte ülkemizin ayağa kalkması için sorunların tespiti ve konuşulması gerekirken, kavgaları konuşmak zorunda bırakılıyoruz. Bu durumu bir siyasi hile olarak düşünmek yanlış olur mu bilmiyorum.