Mehmet Akif Ersoy’u anlamak

Abone Ol

Akif’in hayatını, Safahat’ından okumak mümkin.

Safahat’ını da İstiklâl Marşı’nda özetlemek mümkindir.

Ben İstiklâl Marşı’nda geçen kelimelerin ne anlamda kullanıldığını, Safahat’ın içindeki şiirlerden şahitler getirerek “Akif’in Diliyle Açıklamalı İstiklâl Marşı” isimli bir eser yazmıştım.

O eserden bir numune sunuyorum.

- Korkma!

Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz;

Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!

Düşer mi tek taşı, sandın, harîm-i nâmûsun?

Meğer ki harbe giren son nefer şehîd olsun.

Yâ Rab, o harîminde yüzen Dürr-i Yetîm'in

Tâ haşre kadar Şer’i yetîm olmasın... Âmin!

Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:

Gelmişiz dünyâya milliyyet nedir öğretmişiz!

Şehâmet dîni, gayret dîni ancak Müslümanlık’tır;

Hakîkî Müslümanlık en büyük bir kahramanlıktır.

Safâ-yı fıtratı şâhid ki: Tertemiz aslı;

Damarlarında yüzen kan da, can da Osmanlı!

Hâlik’ın nâ-mütenâhî adı var, en başı: Hak.

Ne büyük şey kul için hakkın elinden tutmak!

Dilencilikle siyâset döner mi, hey budala?

Siyâsetin kanı: Servet, hayâtı: Satvettir,

Zebûn-küş Avrupa bir hak tanır ki: Kuvvettir.

Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri,

Üzengi öpmeye hasretti Garb’ın elçileri!

"Beşerin adli masal, hak zıpırındır yalınız;

Dövülen mahkemelerden kovulur, çünkü: Cılız!"

Mâdâm ki Hakk’ın bize va’dettiği haktır,

Şark’ın ezelî fecrî yakındır, doğacaktır.

Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde...

Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!

Vefâ yok, ahde hürmet hiç, emânet lâfz-ı bî-medlûl;

Yalan râic, hıyânet mültezem her yerde, hak meçhûl.

Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;

Nazarlardan taşan ma’nâ ibâdullâhı istihkàr.

Beyinler ürperir, yâ Rab, ne korkunç inkılâb olmuş:

Ne din kalmış, ne îman, din harâb, îman türâb olmuş!

Mefâhir kaynasın gitsin de, vicdanlar kesilsin lâl...

Bu izmihlâl-i ahlâkî yürürken, durmaz istiklâl!

Ezelde kaynaşan ervâha ayrılık var mı?

Cihan yıkılsa bu vahdet yerinden oynar mı?

Olunca minberimiz, Arş’ımız, Hudâ’mız bir;

Benim de beklediğim nûr onun da gâyesidir.

Bu cehâlet yürümez; asra bakın: Asr-ı ulûm!

Başlasın terbiyeniz, âilelerden oğlum.

Sâde hürriyyeti i’lân ile bir şey çıkmaz;

Fikr-i hürriyyeti hazm ettiriniz halka biraz.

Sanıyorlar kafa kesmekle, beyin ezmekle,

Fikr-i hürriyyet ölür. Hey gidi şaşkın hazele!

Daha kuvvetleniyor kanla sulanmış toprak:

Ekilen gövdelerin hepsi yarın fışkıracak!

Türlü adlarla çıkan nâ-mütenâhî gazete,

Ayrılık tohmunu bol bol atıyor memlekete.

İt yetiştirmek için toprağı gâyet münbit

Bularak, fuhş ekiyor salma gezen bir sürü it!

Yürüyor dîne beş on maskara, alkışlanıyor,

Nesl-i hâzır bunu hürriyyet-i vicdan sanıyor!

Îmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür...

Îmansız olan paslı yürek sînede yüktür!

Yıkılmamış, ne kadar yıkmak istesek, îman;

Ayırmak istemişiz sonra dîni dünyâdan.

“Medeniyyet!” size çoktan beridir diş biliyor;

Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor,

Tükürün Ehl-i Salîb’in o hayâsız yüzüne!

Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!

Ey benim her taşı bir ma’bed-i îman yurdum,

Seni er geç bana mutlak verecek Ma’bûd'um!

“Salîbe secdeye varmak Hudâ’ya isyandır.”

Deyip Hudâ’sına kurbân olan şehîdandır.

Hem vatan gitti mi, yoktur size bir başka vatan;

Çünkü mîrasyedi sâil kovulur her kapıdan!

Mâdâm ki Hakk’ın bize va’dettiği haktır,

Şark’ın ezelî fecrî yakındır, doğacaktır.

Not: “Akif’in Diliyle Açıklamalı İstiklâl Marşı” isimli eserden edinmek isteyenler CANTAŞ Yayınevi’nden, 0530 258 98 87 no’lu telefondan isteyebilirler.