Mankurtlaşan zihinler…

Sorumsuz siyaset dilinin ve kutuplaştırıcı üslubun, tavrın neticesi olarak toplum belki de 80 öncesindekinden bile daha keskin bir şekilde kutuplaştı, temelde iki tane karşıt kampa bölündü. İşin kötüsü, iktidar partisinin bu tehlikeli gidişattan ve toplumun birbirine karşı nefret duyar hale gelmesinden endişe etmemesi, tam tersine “safları sıklaştıralım” mantığıyla sorumsuz siyaset dili ve tavrının dozajını her fırsatta artırmasıdır.

“Ana akım” tabir edilen ve halkın büyük çoğunluğunun takip ettiği medya, “güce göre konumlanma” işini abartıp neredeyse “parti bülteni”ne dönüşünce, toplumun iyi kötü araştıran, soruşturan, her önüne konana inanmayıp muhakeme iradesini gösteren fertleri de alternatif mecraları izler hale geliyor. Son dönemin ana akım medyadan kesinlikle çok daha etkili bir haber alma vasıtasına dönüşen sokak röportajları, toplumun nabzını tutmanın şu anda en doğru aracına dönmüş durumda.

Bu röportajlarda öyle ifadelere rastlanıyor ki, insan hem hayret ediyor, şaşırıyor, “bu kadar da olmaz” diyor, hem de sorumsuz siyaset dil ve tavrının toplumun hangi noktaya doğru ittiğini gözlemleme imkanı elde edebiliyor. İnsanların iki farklı kanatta yer aldığı ve ya hükümet destekçisi ya da muhalif olarak konumlandıkları açıkça görülüyor.

Burada dikkat çekici bir unsur olarak “iktidar destekçisi” olan kimselerin aynı ezberler üzerinden bir şeyleri çürütmeye çalışmaları, pek fazla muhakemede bulunmamaları ve bir tuhaf “savunma” halinde bulunmaları. Toplumun gerçekliğinin ve eleştirilerin, sitemlerin hangi notalarda yoğunlaştığını hem görüyorlar hem de aslında biliyorlar ama ısrarlı ve bilinçli bir “inkar” yolunu seçiyorlar ve bunu da öfkelenerek, sert bir üslup kullanarak, bazen hakarete varan ifadeler kullanarak yapıyorlar. İnsanların eleştiride veya sitemde bulunmaları, neredeyse “kutsal” gibi görmeye başladıkları siyasi iktidara yapılan bir yanlıştan da öte, adeta “günahmışçasına” algılayıp tepki gösterenlere rastlamak bile mümkün oluyor.

Eleştiren, sitem eden, şikayetlerde bulunanlar ise daha analitik ve akılcı bakıyorlar, ortaya koydukları argümanlar sebep-sonuç ilişkisine uyuyor. Çünkü toplumun içinde bulunduğu gerçeklik meydanda ve azıcık muhakeme ve idrak sahibi bir insan için de bu durumu ifade etmek de zor olmasa gerek.

Ortaokul, lise, üniversite öğrencisi gençlerin hayat pahalılığından, geçim sıkıntısından, hatta gelecek kaygısından yana dertlenmelerine “karşıt” (bu tanımlamayı kullanmak zorunda kalmak gelinen noktanın da özeti) kutuptaki insanların umursamaz, önemsemez, hatta suçlar, rencide eder ve bazen de alay eder tarzdaki reaksiyonları ise toplum adına üzülmeyi gerektirecek kadar tuhaf ve absürd. Bu toplumun bir ferdi olarak kendileri de aslında aynı dertlerden mustarip ve “karşıt” kutuptan saydıkları insanlar da aslında kendilerinin düşmanı, hasmı vs olmadıkları gibi “nankör” veya “hain” de değil…

Buradaki en can alıcı meselelerden birisi de bu zaten; insanların kendi sorunlarına, sıkıntılarına yabancılaşması ve bu toplumun en önemli hasletlerinden biri olan “aman dileyene merhamet etmekten” uzaklaşması, hatta alay eder, hakir görür, aşağılar bir noktaya doğru itilmesi… İşte bu sebepledir ki, sorumsuz siyaset dili ve tavrı, denetlenemeyen bir iktidar gücü ve gücün emrindeki medya mahsurludur. Tek derdi siyasi iktidarın ikbali olan bir basın veya vatandaş kitlesi, ne sorunların çözümüne ne de toplumsal barışa katkı sağlayabilir.

Siyasetin sorumsuz dili ve tavrı medyanın omurgasızlığı ve propaganda bombardımanıyla birleşince kendinden olmayana karşı hınçla ve öfkeyle dolan insanları görmek de kaçınılmaz oluyor. Test kitabı alamadığından veya yanında sadece dolmuş parası bulunup kantinden tost bile yiyemediğinden yakınan bir çocuğa bile nefretle, hakarete yakın ifadelerle mukabelede bulunabilen orta yaşlı-yaşlı insanlara rastlanıyor.

Kendisini siyasi iktidarı savunmak zorunda hisseden bir vatandaşın “Üzerimdeki ceketi çöpten aldım, ekonomi kötü olsa böyle bir ceketi çöpte bulamazsın” sözleri, bu halet-i ruhiyyenin absürdlüğünü, saçmalığını ve komikliğinin adeta bir numunesine dönüşüyor.
Artık çocuklar, gençler, koca koca insanlardan daha olgun, daha aklı başında, daha sorumlu davranır ve konuşur durumda… Saçma sapan propagandaların ve öfke saçan nutukların mankurtlaştırıcı etkisinin bu denli belirgin olduğu bir dönem muhtemelen olmadı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.