İşsiz gencin kendisinden çok yandığı…

Aslında umursamaz görünse de… Üzerinde dolaşan bakışların acımasızlığından yorulmaktaydı.

Yakınları için bu bakışlar keder doluydu bunu bilmekteydi.

Lakin etrafın bazen sözlü uyarısını duyurma çabası iyice canını yakmaktaydı;

“Bir işe giremedi, boş gezmekte.”

Bu başkalarının işine karışmasına öfke, kızma, bunalma; kapısını örttüğünde dışarıda kalan bir sıkıntıydı.

Asıl evin içindeki manzara feciydi.

Annesinin sağlığı gittikçe bozulmakta.

Babası elinden kayıp gitmek üzereydi.

Biliyordu pek çok hanede kendisi gibi bir işsiz genç vardı.

Arkadaşlarından çoğu ne bir işe girebilmiş ne de evlenebilmişlerdi.

Bu yüzden belki de evli ve çocuklu bir de işi olan arkadaşları kendilerinden vebalı gibi kaçmaktaydılar.

Küçük yerin geleneğiydi, aile saadetlerine nazar değer diye neredeyse selam almaktan bile çekinir olmuşlardı.

En fazla da, “Yahu senin çalıştığın kurumun güvenlik işinde başka birine ihtiyaç yok mu” sorusunu duymak istemiyorlardı.

Ya da “lokantada aşçısın sor bakalım aşçı yardımcısı ya da bulaşıkçı lazım mı” diye.

Taş gibi bir “yok” cevabı.

Mideye oturan,

Kalbe dokunan,

Beyni yakan.

Yok.

Muhtemelen bu soruyu onlarca kez sormuş olduğunu unutmuştur ki işsiz genç, arkadaşını bunaltmıştır.

Aslında işin aslı öyle değildir, arkadaşının da yüreği yanmaktadır, işsiz kankasına.

Fakat şartlar o denli ağırdır ki yaprak kıpırdamamaktadır.

Kasabanın tek lokantasında da ihtiyaç yoktur,

Yoksa sormaz olur mu,

Kaç kez patronun sinirlenmesine karşın bir punduna getirip, kapı arkasında paraları sayarken yanına yaklaşıp, kekeleyerek arkadaşı için bir iş sormuştur.

Lakin ona umutlu bir haber veremediği için canı sıkılmakta,

Ne yapacağını şaşırmakta,

Karşılaşmamak için her gün geçtiği sokağı değiştirmekteydi.

İşsiz genç için sirenler çalmakta.

Deli deli düşünceler beynine hücum etmekte.

Bazen annesinin de kalbini kırmaktaydı. Her teşebbüsünün olumsuz çıkmasına anne babası da kahrolmaktaydı. Babası sessizce başını eğip sussa da. Lakin annesinin o Pollyannacılığı. “Üzülme yavrum, vardır bir hayır” demesi.

Her ret kararına, anne yüreği kan ağlasa da evladını daha fazla sarsmamak, onun sağlığını korumak, yuvarlandığı depresyonu restore etmek için, “Hayırlısı olsun yavrum” demesi artık iyice sinirlerini zorlamaktadır.

Başını alıp uzaklara kaçmak, ıssız bir yere gidip kaybolmak, bu acımasız âlemden çıkıp gitmek istemektedir.

“İş Kur”a yazılmış, kuraları takip etmektedir.

Ne hikmetse, kuralar hep başkalarına çıkmaktadır.

O yıkıldığı, canının damarlarından çekildiği, yüreğinin dayanamadığı her kuradan sonra annesinden aynı cümle; “Hayırlısı olsun yavrum, kendini helak etme.”

Aslında annesi de babası da kendisi gibi hayattan kopmaktalar, ayakta duramamakta, yıkılmaktadırlar.

İşsiz genç kendi hayatına yandığı kadar hatta ondan da fazla o yaşlı ve hasta ailesine yaşattıklarına kahrolmaktadır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.