Merhamet Medeniyeti Ramazan…

Pencerenin önünden geçen çocukluğumdu.
O genç adamsa, babamdı.
Yeryüzünün bütün babaları aynıydı.
Ölmüş de olsalar, çok genç de olsalar.
Aynı kalbin tezgâhından sırlanmışlardı.
O genç babada ellerinde poşetlerle mutluluğa uçmaktaydı.
Tıpkı yüz sene önceki babalar gibi evladı ıyallerinin yüzlerini güldürmeye gitmekteydiler.
Bu genç adamın da yüzünde evlatlarına helal rızık götürmenin çiçek açmış sevinci vardı.
Dik yokuşu çıkacaktı, uzun bir yolu vardı.
Lakin duymamaktaydı kollarının ağrısını.
Bütün çocukların ve kendi evlatlarının lokmalarını gasbeden masalın azgın devi olan marketin fahiş fiyatları ile vuruşmuş, sofralarını şenlendirecek birkaç parça gıdaya cebindeki son kuruşları vermişti.
Huzurluydu, yavrularına eli dolu gitmekteydi.
Eren Hanım da, titreyen ellerine aldırmadan, bembeyaz patiska çarşafları sererken mutluydu.
Gelen Ramazan’dı.
Yüzyıl önceki Rumeli nenesinde öyle görmüştü.
Tıpkı Harputlu İfaket Hanım gibi.
Nenelerden torunlara kalan o Ramazana hürmeti öpüp başlarına bırakmışlardı.
İfaket Hanım da bilmekteydi torunu Hena Aksa yeni emeklemeye başlasa da, anlayacağını; tıpkı ablaları gibi gelen oruç ayına has muazzam telaşeyi, evde kıyı bucağın temizlendiğini.
Harput toprağından ya da Rumeli’den gelen iftar sofralarının yoksullara açıldığı seremonileri anlatmasına gerek bile yoktu torunlarına.
Yaşayarak öğrenmişti onlar.

Bu yüzden yaşlı dede sanki yüzyıldır onların evlerinin önünden geçerken duralıyordu.
Bu kerem sahibi hanenin sakinlerinin birazdan çıkıp, evde olmayan sahur tedarikini görüp, kalmayan peynir ve zeytinin ücretini kimselere fark ettirmeden eline sıkıştıracaklarını bilmekteydi.
Genç kızlar da bilirdi, bazen aciz kişi ile sofraya oturmamak için “ama konuşurken tükürük saçmakta” bahanelerini sıraladığında, ne kadar ayıp karşılanacağını.
Bir yol hatırasını bir gün babası anlatacaktı, Hena’ya.
Daha iyi bir insan olmayı iftar sofralarında öğrendiğini.
Annesinin akşam ezanına çok az kala.
O el ayak çekildiği vakitte.

Arka sokaktaki dul ve yaşlı teyzeye yemek yolladığında köpeklerin saldırısına uğradığını.
Kimse olmasa da ilahi yardımın yetişip, iyi yürekli birinin kurtardığını.
O genç babalar ki yavrularını yanaklarına bastırıp, Rahman’a daha içten yakınlaşmanın, bir çocukluk masalı olan Ramazan’da kozalandığını anlatacaklar.
İyi bir insan olmanın faziletini,
Yeryüzünün bütün sakinlerini sevme erdemini,
Ağaç dallarını, yavru kedileri, yuvalarındaki kuşları örselememeyi,
O merhamet medeniyetini.
O oruç sofrasında,

Hakça paylaşımın aslında çok da zor olmadığını.
Bir kuru ekmekle bile doyulan o sofralarda.
Bütün nimetlerin herkese yetecek denli bolca ihsanına karşın.
Eli uzunların, merhametsizlerin insanları nasıl aç bıraktığını.
Sorgulamadır tüm o sade sofralar.
Orucun gönül eğitimi ile güzelleşen yüreklerin artması dileği ile hayırlı Ramazanlar…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.