Neden birbirimizi yiyoruz

Müslümanlar değil, bir tek hakiki Müslüman bile, kolay kolay yutulamayacak bir ümmettirler.

1456 yıldır, asimile edilerek, makamla, kadınla, servetle satın alınarak yutulmak istenen Müslüman veya Müslümanlar, bugüne kadar artarak devam ettikleri gibi, bugün bile dünyanın geleceği ile ilgili kafa yoran kurumlara göre, en fazla yükselen değerin İslam olduğunu her sene yayınlarlar.

Müslümanların bu yükselişine ayak uyduramayanlar kendi tuzaklarının, stratejilerinin, planlarının çare olmadığını anlayan kâfirler grubu bizi birbirimizi yemekle önümüzü almaya çalışıyorlar.

Elimizdeki belgelere göre bu taktiği ilk kullananın Firavun olduğunu görüyoruz.

Rabbimiz, bizi uyarmak için haber veriyor:

“Şüphesiz Firavun, yeryüzünde (en yüce Rabbiniz benim diyerek) büyüklük tasladı ve ülke halkından bir grubu zayıflatmak için onları grup/kastlara ayırdı. Onların (İsrailoğullarının) erkek çocuklarını öldürüyor, kızlarını sağ bırakıyordu. Şüphesiz o bozgunculardandı.” (Kasas süresi, ayet 28/4)

Firavun, yönetimini kolaylaştırmak için İsrailoğullarını gruplara ayırdı. Verdiği imkânlar ve imkânsızlıklar onları birbirine düşürmek içindi.

Onlar da bu oyuna geldiler ve Firavun’la mücadeleyi bırakıp birbirlerini şikâyet ederek birbirlerinin aldığı ücreti kıskanarak, makamları kapışma konusunda kavga ederek kendi güçlerini yok ediyorlardı ama bir yere kadar.

Rabbim, insanlığı bu zalimin elinden kurtaracak olan Musa aleyhisselamı, Firavun’un sarayında Firavun’a besletti ve sonunda Firavun’un yıkılışı onun elinden oldu.

Değişen bir şey yok. Firavunlar, 400 milyonluk Pakistan’ın yutulması zor olduğundan 1971 yılında 150 milyonluk Bangladeş diye bir ülkeyi Pakistan’dan ayırıverdi.

Şu son on yıl içinde ellinin üzerinde Cemaat-i İslami’nin ileri gelenlerinden elli kadar âlimi idam ederken, on binlercesini hapishanelerde ölüme terk ederek dünya genelinde İslami uyanışın önünü kesmek istiyor.

Suçları 1971 parçalanmasında, “Ayrılmayalım, parçalanmayalım, yutacaklar bizi” diyenlerin Pakistan’daki Cemaat-i İslami ile olan ilişkilerinin de casusluk olarak değerlendirip cezalandırıyorlar.

Cezalandırma işini Firavunlar yapmıyor.

Sabah namazını camide kılan savcının emriyle, abdestsiz yere basmayan polis veya jandarmaya emrediyor, evinden zorla alınıyor, o gün oruçlu olan hâkim de ona idam cezası veriyor.

 Basın yayın yoluyla öyle şeyler söylüyorlar ki, halk da “hak etmişler” diyor.

Mısır’da da durum aynı.

Mısır’da bir gurup Müslüman, çağdaş Firavunlara karşı başlattıkları diriliş hareketini, doksan yıldır sürdürürken 2012’de Muhammed Mursi, Cumhurbaşkanı adayı olur 51.73 oy alarak Cumhurbaşkanlığı’nı kazanır ama Firavun’un işine gelmediği için Müslüman’ı Müslüman darbecilerle indirir ve halkın oylarına tapanlara Firavunlar, “Benden başka Rab yoktur” diyerek halkın seçtiğini darbeyle indirip hapse koydular.

Müslüman hâkimler idam cezası verdiler ve dünyaya tefsir, hadis, fıkıh, takva, teheccüd dersleri veren Ezher Şeyhi’ne/Ezher Üniversitesi Rektörü’ne de onaylattılar. Ve Mursi, 17 Haziran 2019’da duruşma esansında vefat etti. Allah rahmet eylesin.

Türkiye’deki parçalama konusunda, bir başka ilim adamının yanlışı üzerine abanarak onu yıpratmaya çalışan bir kardeşimin aklından, “Bana kimse talimat vermedi” diyebilir.

Doğrudur. Talimat yerseydi yapmazdık zaten.

Firavun’u görür ve ona karşı yürürdük.

Parası bol bir makama müracaat eden on kişinin, onu da aynı İslami guruptan olsalar, o makama oturuncaya kadar seyreyle sen gümbürtüyü.

Makama, paraya, şöhrete aç yetiştirildik.

Biz, bizi biliyoruz.

Eksiğimizi, yanlışımızı, hatamızı biliyoruz,

Biliyor ve onun üzerinde şahsiyet katilliği yapıyoruz.

İliklerine kadar İslam düşmanlığı yapan insanları tanımadığımız için, haklarında diyecek hiçbir şey bilmediğimizden onlar hakkında hiçbir şey yazamıyoruz.

Sonra onlarla yarışımız da yok bizim.

Biz, bizim kulvarda olanlarla yarış yaptığımızdan, çalım satarak, çelme takarak öne göçme ve dünyalık ödül putunu öpme durumundayız.

İyi bir örnek:

Mısır Memlük/Kölemenler Devleti zamanında, kırk kadar âlimin şikâyeti üzerine iki yıl hapis yatan bir ilim adamını huzuruna kabul eden Melik/Kral Nasır bin Kalavun, o kırk kadar âlimi de huzuruna getirtir ve “Bunlar hakkında kararı sen ver, ben cezalandırayım” der.

O ilim adamı da, “Bu değerli ilim adamları, kırk yılda yetişir.

Bunları medreselerine gönder.

Müslümanların bunlara ihtiyacı var” der.

Gerisini düşünmek bize ait olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.