Vakit katilliği yapmayalım

Dostlarım ve tanıdıklarımla her karşılaşmamda, “Ne olacak bu memleketin hali” etrafındaki sorulara hiç cevap vermeden, “Bak benim bir arkadaşım, memur iken parasını helal ettirmek için Hakkı gözeterek halka hizmet ederek ömrünü geçirdi.

Emekli olmadan önce, ‘Ben emekliliğimde dinime nasıl hizmet edebilirim’ diye kafa yordu ve emekli olunca filan Kur’an kursuna gitti, ücret almadan hizmet edebileceğini söyledi.

Onlar da onun kıymetini bildiklerinden, hemen kabul ettiler ve ben onunla karşılaştığımda bu soruyu sormuyor da, ‘Ben burada daha iyi neler yapabilirim’ diye soruyor” diyorum.

Herkes gücü oranında görevini yapsın. Ateş yakıyor, akrep sokuyor diye kızılmaz.

Biz, Müslüman olarak içinde bulunduğumuz şartlarda, sahip olduğumuz imkânlar içinde görevimizi yapalım.

Politika dedikodusuyla vakit geçirmeyelim. Çene yormaktan, vakit öldürmekten başka bir işe yaramıyor. Teklifiniz varsa ilgilinin kulağına söyleyin, yoksa boşa nefes tüketmeyin.

Sevgili Peygamberimiz:

“İki nimet vardır ki insanlar o iki nimet konusunda aldanmıştırlar: Boş zaman ve sıhhat” buyurmuş. (Buhari, Sahih, K. Rikak)

Kâfirler de, asırlardır gâvurluk görevini çağın değişen vasıtalarıyla aynı şekilde yapmaya devam ediyorlar. 

Zariyat Suresi’nin 53. ayetinde, eski kâfirler daha sonra gelenlere kâfirliği, zalimliği, vasiyet mi ederler diye sorduktan sonra azgınlığın buna sebep olduğunu söyler.

Japonya’daki kuduz köpekle, Amerika’daki kuduz köpek birbirini tanımaz, telefonlaşmaz fakat ısırınca aynı etkiyi gösterir. Kâfirlik de, Firavun’da, Ebu Cehil’de ve günümüz kâfirinde aynı etkiyi gösterir.

Kâfirin gücünden korkulmaz.

Rabbimiz:

“…İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Azıcık para karşılığında ayetlerimi satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir” buyuruyor. (Maide süresi, ayet 5/44)

Bütün dünyadaki ordular, bütün güçleriyle bir araya gelseler, Allah’ın yarattığı güneşin doğmasını engelleyemedikleri gibi, Allah’ın kelamı Kur’ân’ı da engelleyemezler. Rabbimiz geçmiş toplumların yaptığı kötü işlerin karşısına dikilen peygamberler ve ümmetlerinin zaferini haber verdikten sonra: “Onlar bir ümmetti geçti gitti. Kazandıkları kendilerinedir. Sizin kazandıklarınız da sizedir ve siz, onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız” (Bakara süresi, ayet 1/134) buyurur.

Mekke’nin fethi günü bütün kâfirler, katiller, zorbalar, zalimler, vurguncular, soyguncular, elleri böğründe, boynu bükük olarak Sevgili Peygamberimizin karşısına dikildiklerinde onlara Sevgili Peygamberimiz: “Size ne yapmamı bekliyorsunuz?” der. Suçluların başları öne eğik olarak, “Biz seni, babanı, dedeni, tanırız. Baban ve deden kerim/cömert, iyiliksever adamdı. Senden de o beklenir” derler.

Efendimiz de: “Ben de Yusuf kardeşimin kendisini kuyuya atan kardeşlerine dediğini derim. Yusuf, Mısır sarayında kardeşlerinin boynu bükük buğday istemeye geldiklerinde kardeşlerine; ‘Bugün size kınamak yok. Allah sizi afvetsin. O merhamet edenlerin en merhametlisidir. Hepiniz evlerinize gidiniz ve hepiniz hürsünüz” buyurmuş ve yoluna devam etmiş. Onlardan intikam almakla vaktini zayi etmemiş.

Ölmüş insanlarla hesaplaşılmaz.

Yaşayan insanların cehenneme çıkan yolunu nasıl cennete çeviririm diye çalışılır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.