Göklerin düğünü; kar…

Son yılların en büyük lütfuna mazhar olduk.
Uzun zamandan beri beklenen kar yağdı.
Çok şükür.
İlk yağdığı geceyi unutamıyorum.
Bir deklanşörün kaydedeceğini sanmadığımdan fotoğraflamadım.
Sadece seyrettim.
O büyük lapalar halinde göklerden inişi, düğün gibiydi.
Gece gökyüzünün güneş doğmuşçasına aydınlanıp aklanıp yeryüzüne kovalarla çiçek döker gibi konfeti yağdırır gibi.
Tonlarca kar tanesini, meleklerin ipekten kanatları ile indirişleri.
Bulutların mavi şallarını beyazlarla değiştirişi.
O ne muhteşem manzaraydı öyle.
Ertesi gün de o harikulade gök düğününü bekledim.
Olmadı.
Kar yağmadı, gökyüzü lambalarını kapamıştı, karanlıktı, kısmetiniz bu kadar dendi.
Kimi aklı kıtlar onu afet olarak yorumladı.
Felaket dedi.
Allah’ın gazabı gördü.
Fakat asıl felaket geçen yaz, susuz kalmış köyleri tarlaları gezdiğimizde yaşanmaktaydı.
Halkımız kara kara düşünmekte,
Asırların kuruyan ırmaklarına bir kıyamet olarak bakmaktaydı.
Ulu nehirlerin bile suyu çekilmişti.
O çağlayan gibi akan kaynaklar, çeşmeler susmuştu.
Türkiye’nin en büyük gölleri bile kurumuştu.
Ekinler güdük, bodur, cansız, hastalıklı idi.
Geçen kış dolaştığım Orta Anadolu şehirlerinde insanlar kuvvetli kar, yağmur beklentisinde idi.
Fakat yeterince yağış alamamaktaydı.
Yağan kar çok az, derde derman olamamaktaydı.
Fotoğraflarını çektiğim bozkırın kuyuları kurumuş,
Binbir emekle açılmış barajlar boşalmıştı. Çok şükür yeryüzünün hastalığı olan iklim krizinin büyük yaralarına merhem olacak kar geldi.
Geçen dönem ağzını bıçak açmayan çiftçi bir nebze gülecek.
Toprak aldığı su ile bereketli ürünler verecek.
Elbet yağan kar, Anadolu’ da yüzleri güldürürken metropoller kan ağladı.
Uçaklar kalkmadı.
İnsanlar yolda kaldı.
Ana yollar temizlenip trafiğe açılamadığı için yolcular mağdur oldu.
En fazla TIR ve kamyon şoförleri eziyet çektiler.
Yolda kalan aracını bırakıp can derdine düşenler.
Donmamak için gittikleri otellerin.
Kötü günü kâra çevirme aç gözlülerince artırdıkları fiyatları karşısında.
İnsanlar birer han ya da kervansaray gibi camilere sığındılar.
Birer güven kalesi ya da dost bir dağ gibi camiler şefkatli mekânlarını yolda kalanlara açtı.
Zaten olması gereken de buydu.
Görevli imamların kilitleyip halktan uzak tutulması için inşa edilmemişlerdi.
Özellikle “tabhaneli camiler”, yolda kalmışların, yoksulların, talebelerin, dervişlerin konaklaması, karınlarını doyurması işlevselliği için yapılmışlardı.
Bütün o merhamet damarlarımızın dumura uğraması gibi.
Camilerimiz de seküler bakış açısı ile ölçülüp belki bir kedi girer, bir evsiz yerleşir diye namaz saatleri dışında insanların yüzüne kapılarını kapattı.
Yağan son kar belki eziyet geldi kimilerine.
Fakat pek çok vicdanlı yürek için mabetlerimizin şefkatli musikisini bir kez daha içselleştirme olanağı bulundu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.