Enflasyonun düşündürdükleri…

Türk ekonomisinde son yıllarda, özellikle de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığı 2018’den itibaren yaşanan sıkıntılar bitmek bir yana artarak sürüyor. Ve işin ilginci bu “sıkıntılı halin” her nedense adı konmuyor veya konamıyor bir türlü. Yaşananlara sürekli olarak “dalgalanma”, “çalkantı” vs gibi gerçek durumu yansıtmayan şeyler söyleniyor ama bir türlü “ekonomik kriz” denemiyor. Ki bu hal krizden de öte bir “buhran” halidir aslında. Herhalde medyanın tek elde toplanmasının ve yeni hükümet sisteminin sağladığı özgürlük(!) ortamının neticesi olsa gerek bu durum.

Ekonomiye dair yapılan eleştirileri sürekli olarak “ama büyümede rekor kırdık”, “ihracatta şahlandık” gibi tek taraflı bakışlarla geçiştirmeye çalışan siyasi iktidar, ortada duran en büyük sorunu görmezden gelerek çözeceğini düşünüyor. Gündemi değiştirebilirse, ekonominin 1 numaralı sorununa dönüşen enflasyonu, hayat pahalılığını, geçim sıkıntısını çeşitli algı oyunları ve aksi yönde bir propaganda bombardımanıyla kamuoyu gündeminden uzak tutmaya çalıştıkça, “gerçek gündem” her geçen gün daha da fazla kendini hissettiriyor. Bir ülkede, sokaktaki hemen her insanın en önemli gündem maddesi “ekonomik vaziyet” olduysa eğer, ortada kocaman bir sorun var demektir neticede.

Siyasi iktidar, sorunun kendisini kabul etmek yerine onu göstermemeyi, konuşmamayı, gündemden uzak tutmayı, yok saymayı amaçlayınca haliyle çözümsüzlük büyüyor, sorunlar da ağırlaşıyor. Her ne kadar bir pozitif bilim olmasa da iktisat bir “matematik” işidir ve iktisadi ilişkiler de belli kurallara göre yürür. Mesela enflasyon ve faiz arasındaki ilişki, gayet basit bir neden-sonuç korelasyonu çerçevesinde ilerler. Bunun böyle olduğunu söyleyince “faiz taraftarı” olunmadığı gibi, “enflasyonun sebebi faizdir” aykırı önermesini defalarca söyleyince de “faiz karşıtı” olunmaz. Mevcut sistem “faizli”dir ve bundan vazgeçmenin yolu da faiz oranını düşürmekten geçmez. Düşük faiz hatta eksi faiz de faizli sistem içinde bir noktadır ve bunu dini hassasiyetleri istismar etmek için kullanmak da kimseye fayda sağlamaz. Sadece yanlış bir önermede ısrar sebebiyle enflasyon daha da azar. Şu an yaşadığımız da budur.

Enflasyonist bir ortamda ısrarla düşürülen faiz oranları, hem milli parayı yabancı paralar karşısında pula çeviriyor hem de enflasyon yoluyla halkın gelirini ve alım gücünü erittikçe eritiyor. Merkez Bankası’nın politika faizini gayet artistik bir şekilde ve sanki ortada müthiş bir iktisadi tavır varmışçasına yüzde 14’e düşürürken, öte yandan Hazine’nin borçlanma faizlerinin yüzde 24’e çıkmasına sessiz kalmak, bu faiz meselesinde samimi olunmadığının göstergesidir zaten. Kamuoyuna “faize karşı” pozları kesilirken, rantiyeye “daha da yüksek” faizle borçlanmak, hangi ekonomik model oluyor acaba?

İktisadi gerçeklikle örtüşmeyen faiz enflasyonun sebebidir” önermesinin azdırdığı enflasyon hem üreticiyi hem de tüketiciyi tam manasıyla perişan ediyor. Enflasyon, Aralık ayında çift haneye çıkarak yüzde 13,58 olurken, yıllık bazda da yüzde 36,08 ile 19 yılın rekorunu kırıyor. Üretici fiyatları da Aralık’ta yüzde 19,08, 2021’de ise yüzde 79,89’u buluyor. Devletin resmi kurumunun kimselere inandırıcı gelmeyen rakamları bile korkunç!

2021’deki gıda enflasyonu TÜİK’e göre yüzde 43,80 ve buna rağmen market baskınıyla ve teftişlerle “fahiş fiyat” ve aynı zamanda da bir “günah keçisi” aranabiliyor. TÜİK’in rakamları bile enflasyonun kontrolden çıktığını gösterirken, “günah keçisi” aramak yine toplumun algısına oynamaktan başka bir şey değil. Üretici fiyatlarıyla tüketici fiyatları arasındaki farkın 43 puanı aşması ise zamların önümüzdeki aylarda da süreceğinin işareti.

2022’nin ilk gününde tam manasıyla iğneden ipliğe yaşanan “zam bombardımanı” ise bu tabloda yer almıyor henüz. Elektriğe yapılan fahiş zamların hayatın her alanında “daha da yüksek” enflasyonu karşımıza çıkaracağı ve gelirlerin eriyeceği de tahmin değil matematiksel bir gerçek artık.

Ekonomi yönetimini iktisadi bilgiye ve gerçekliğe değil de kuru bir inada ve “gözlerimin içine bakın anlarsınız” absürdlüğüne indirgemenin neticesi de fakirleşen, gelirleri eriyen, zora düşen milyonlar oluyor. “İşi ehline verin” buyruğunun önemi bir kez daha önümüze geliyor işte…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.