Amerikalı zenciler sendromu

Hani çokça anlatılan papazlar hikâyesinde, Afrikalı bir liderin, “Önce papazlar geldi. Elimize İncil verdiler, ekmeğimizi, madenlerimizi aldılar. Sonra işgalci askerler geldiler, papazların fişlediği işe yarayanların boyunlarına boyunduruk takıp gemilerle götürdüler, köle pazarlarında sattılar” gibi çeşitli anlatım tarzları vardır ama yaşanan bir olay vardır ki; yıllar sonra bu köleliğe karşı direnen Martin Luther King, kendini köle yapanların dininde kalarak özgürlük istedi ve öldürüldü.

Malcolm X/Malik el Şahbaz, özgürlük için önce onu köle yapan dinden çıkıp Müslüman olarak vaaz ederken öldürüldü.

Muhammed Ali Clay de önce köle yapan dinden çıktı ve Müslüman oldu. Vietnam’a savaşa göndererek yok etmek isteyenlere “Suçsuz insanları öldüremem” diyerek özgürce konuştu ve beş yıl ringlerden uzak tutuldu.

O günlerde yapılan bir araştırmaya göre beş yıl ringlere çıkmamakla 50 milyon doların üzerinde para kaybına uğradığı söylendi.

Kendimize soralım; hangimiz 50 milyon doları kaybetmeyi göze alarak İslam’ın bir tek emrini yerine getirebilecek kıvamdayız.

Bu günlerde 60 yıldır, 45 yıldır hapishanede yatan iki zencinin suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakıldığı yazılıp çizildi.

Buna rağmen hâlâ zencilerin çoğunluğu kendilerini köleleştirenlerin ve hâlâ suçlu gözüyle bakanların dininde durması “zenci sendromunu” yaşamaktalar.

Kendimiz için sevinmeyelim. Bizim de onlardan farkımız yoktur.

Gönül hastalığından daha şiddetli hastalık yoktur.

Özgür yaratılan gönül, zaman içinde eğitilerek yüreğini işgal eden kuvvetlere karşı boyun eğmeyi özgürlük sanarak, bir ömür boyu ona hizmet eder, etmeyenleri de boyun eğdirmek için bütün gücünü kullanır, başaramazsa onu “terörist” ilan ederek başını keser.

Başını, gönlünü, saçının telini, ayağının tırnağını, özetle can ve tenini ona karşılıksız veren Allah celle celalüh, çocuk reşit olduğunda imanla inkâr arasında seçme hakkı veriyor:

“De ki: "O hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, di¬leyen kâfir olsun. Biz, zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, duvar¬ları onları kuşatmıştır. Eğer su ister¬lerse yüzleri haşlayan erimiş maden gibi su ile yardım edilir¬ler. O, ne kötü içecek ve ne kötü bir sığınaktır.” (Kehf Süresi, ayet 18/29)

Kâfirlik, nankörlük yolunu seçenler, sonucuna katlanacaklardır.

Günümüzde kaba kuvvetle, silah ve askerleriyle ayakta duran, gönlü inkârcılar tarafından işgal edilmiş olanlar, özgürlük taraftarı olanların gönüllerini işgal için ülkelerini savaş alanı haline getiriyorlar.

Savaş sonrası korkudan işgalcilerin işbirlikçisi olanlar, işgalciler çekildikten sonra işbirlikçileri başa geçiriliyor ve baş eğmeyenlerin başını eğdirme veya koparma hareketi devam ediyor.

Elinizin kirini su ve sabunlarla yıkamak mümkin ama gönül kiri yıkanmaz, ancak yeniden şehadet getirerek, eskiden yaptıkları için yüreği yanarak pişmanlık gösterip, Allah’tan af dilemekle gönül tedavi edilebilir.

Daha önce 10/02/2012 tarihinde bu köşede yazmıştım:

Ateist bir matematik öğretmeni, emekli olduktan sonra aklı başına gelir, yaptığı ihanetin farkına varır ve yıkığını nasıl yapacağını sorar.

Aklı başında hocanın biri, “Tevbe, günahın cinsinden olur. Yıktığını yapacaksın, kaptığını geri vereceksin…” deyince, öğretmenlik yaptığı okullarda sınıflarına girdiği öğrencilerin isimlerini okul müdürlerinden temin eder.

O öğrencilerden bulabildiklerini ziyaret ederek, okulda söylediği sözlerinin yanlış olduğunu, doğrusunun şimdiki olduğunu bir ömür boyu anlatmaya çalışır.”

Bir banyo ile tüm vücudunuzu temizleyebilirsiniz ama gönlünüz ve dilinizden akıttığınızı temizlemek en zor iştir.

Dünyanın en önde gelen üniversitesinden mezun olan, şeriatçı, ateist, deist, solcu, sağcı, muhafazakâr… Her ne iseler, kendilerine görev verildiğinde o üniversitenin öğrettiklerinden başka bildikleri olmadığından yanı şeyleri yaparlar.

Onun için, ekonomimizi düzeltme çalışmalarının onda biri kadar da eğitime ağırlık verilseydi ekonomimiz de kurtulurdu.

İtiraz edenler, son bir aydır ağzınızdan çıkan kelimeler melekler tarafından kaydedildi. Ona ulaşmamız şimdilik mümkin değil ama her konuşması kayda geçirilen politikacılarımızın konuşmalarından ekonomi için geçen kelimelerle eğitim için kullanılan kelimeleri saymak bilgisayar uzmanlarınca en kolay iştir.

Zahmet buyurup sayım yapsalar, eğitim konusu onda bir bile olamaz.

Her ilmin konusu olan tabiatı yaratanın göz ardı edildiği bir eğitim.

Yerçekimi kanununu bulanın adından önce, elmayı yaratan, çiçekler içinde süslü dallardan bize elma sunan, elmanın yere düşme kanununu da yaratana inanmayı anlatmak ve ondan sonra kanunu bulanı ve hesaplama yollarını öğretmek gerekir.

Bunu öğretenlere “gerici” damgası vurulduktan sonra hapse konulmuş.

Hapse konulmayanlar sürgüne gönderilmiş.

Veya en yüksek puanla girilen liselere öğretmen olması da yasaklanmış.

Ondan sonra olaylardan şikâyet ediyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.