Sezai Karakoç’un Gül Medeniyeti

İslâmcı şair ve mütefekkir Sezai Karakoç, bütün hayatını inancı uğruna vakfederek ötelere yürüdü. Evrensel İslam inancını hayata hâkim kılma yolunda gecesini gündüzüne katarak, büyük bir mücadele örneği verdi. Düşüncesini gül ayetler ve gül hadisler yardımıyla kozalayarak diriliş üniversitesini kurarak, inancını aşk edinerek, İslâm medeniyetinin yeniden dirilişi için Diriliş külliyatıyla birey ve toplum açısından neler yapılması gerektiğine dair özgün ipuçları verdi. Bir gül muştusu olan namazı, bir gül muştusu olan orucu kuşanmakla, gül kokusunun dirilttiği, -ölüyken dirilttiği- erler kente ağacaktır dedi.

Öncelikle iki yüz yıllık değişimi gözler önüne serip ümmeti, Batılılaşmanın iri bir irin olduğu yönünde uyardı. Gül Muştusu’nu bir görev bilinci ile aşıladı.
Gül medeniyeti olan İslâm medeniyetinin yeryüzünü kaplaması, sarmalaması için, İsa'nın doğumunun, Yahya'nın sesinin, Zekeriya’nın ürpertisinin insanlığa bir bahar aşısı taşıdığını belirtti. Yeryüzünün dört bir yanının aydınlanması için Kur›an meşalesine olan gereksinimin kaçınılmaz bir gerçeklik olduğunu, insanlığın bu gerçeklikten hareketle gül meşalesini alevlendirerek gül muştusuyla, yeryüzünü muştulamakla yükümlü olduğunu bildirdi. Üstad, 1989 ve 1992 yıllarında Diriliş Dergisi’nde hatıralarını yazmıştı.

Diriliş Dergisi’nin çıkmasını sabırsızlıkla bekler, elimize alınca bir solukta okurduk. Daha ziyade bu hatıralar sesli okunur, kimse ağzını açacak takat bulamaz üstadın yaşadıkları hepimizi derin bir hüzne sevk ederdi. Bu ülkenin en büyük şair ve mütefekkiri olmasına rağmen tabir yerindeyse o maddiyata hiç önem vermeyerek “bir lokma bir hırka” sadedinde yaşamış bir üstaddı. Küplüce’de otururken üç gün parasızlık yüzünden bir şey yemeyip sokağa çıktığında bayılmış, insanlar onu suyla ayıltıp, bir kap çorba ikram ederek hayata döndürmüşlerdi. Ki hatıratında böyle aç geçirdiği çok günler bulunmaktadır. Üstad, genç bir yaşta Ankara’daki memuriyetini bırakır, İstanbul’a yazdığı kitaplarını yayınlamaya gelir. Ekmek alacak parası olmadığı mahrumiyet dolu zamanlar yaşadı. Kutlu düşüncesi uğruna yaman bir bedel ödedi.

Eşim Fahrettin Gün, onu sık sık ziyaret eder, evde o günkü görüşmeyi anlatır çoluk çocuk hayranlıkla dinlerdik. Yine bir görüşme sırasında eşim, hararetle hatıralarının kitaplaşması noktasında ısrar edince “Onların yeni baştan tekrar yazılması gerektiğini” ifade etmişti. Üstad Necip Fazıl’ın vefatı üzerine Üstad Sezai Bey, yazdığı yazıya başlık olarak “Göklerin çektiği büyük kartal” başlığını kullanmıştı. O ise “Göklerin çektiği Zümrüdüanka idi”, benzetmesi sanırım doğru bir tespit olur. Çünkü düş kadar güzel umutları, klas duruşu; ülkesinin gençleri için en ince detaylarına değin kozaladı. Son olarak hayırla ve minnetle yâd ederken onun Mehmed Âkif için yaptığı nitelemeyi bu kez onun için kullanmak çok yerinde olur: “Mehmed Âkif, gün gün ölen biri değil, dakika dakika doğan biridir…” Mehmed Âkif’in fikir ve düşüncesi istikametinde yürüyen Üstad Sezai Karakoç için de aynı tespit geçerlidir. Tıpkı Üstad Necip Fazıl’ın, Sezai Bey için söylediği, “O, 21. yüzyılın üstadıdır” benzetmesi ötelere yürüyen Sezai Karakoç ile örtüşen anlamlı bir tespittir.
Nur içinde yatsın, Rabbimiz rahmeti ile ağırlasın inşallah.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.