Bildiğimizi zannettiklerimiz

Güzel sesli mevlithanlarımızdan biri telefonda birlikte tanıdığımız birinden bana haber veriyor: “Hocam, 68 kuşağı komünist olan filan var ya, bu haftaki ziyaretimde bana Fatiha süresinin manasını anlatıverdi, şaştım kaldım.”

12 Mart 1971 muhtırasında hapiste yatan eski komünist, yeni İslamcının ona Fatiha süresinin manasını okuyuverdiğine şaşmıyor mevlithanımız.

“Yahu hocam, en az yüz bin defa okuduğum Fatiha süresinde neler varmış neler” diyerek, kendisinin neden daha ilk ezberlediği günlerde manasını okumadığına şaşıyor.

“La ilahe illallah” kelime-i tevhidinin manasını bilmeyenimiz yoktur.

İlkokul mezunu olan herkes, “Allah’tan başka ilah yoktur” demesini biliyor.

Bu tercemenin ikisi Arapça, ikisi Türkçe.

“Başka” ve “Yoktur” kelimelerini anlar da diğer ikisini anlamaz.

Deistlerimiz, “Biz Allah’tan başka hiçbir şeye inanmayız” derken bile İslam dininden olduklarını söylediklerini bilmezler.

“Allah” kelimesi Arapçadır.

“Tanrı” kelimesi Türkçedir. Türklerin eski dininin tanrısını ifade eder.

“Yezdan, Ehrimen” Farsçadır ve Zerdüşt dininin tanrısıdırlar.

Deistler, bunlardan hangisiyle inandıkları yaratıcıyı adlandırırlarsa o ismin ifade ettiğini kabul etmiş olurlar ve bir dine inandıkları anlaşılır.

“Biz, Allah’a inanırız, İslam’a inanmayız” diyenler, İslam’ın, Kur’an’ın, Hazreti Muhammed’in tebliğ ve tarif ettiğini kabul etmiş olurlar.

Kur’an-ı Kerim’de “İlah” kelimesinin ne anlama geldiğini sürelerde geçtiği ayetleri de okuyarak düşünürsek, Kelime-i Tevhit’in manası şöyle olur: “Allah’tan başka yaratan, yaşatan ve yöneten yoktur.”

Sevgili Peygamberimiz, akrabalarına yemek verip ardından onlara yaptığı konuşmada, “La ilahe illallah deyin kurtulun” dediğinde amcası Ebu Lehep, bu sözün ne anlama geldiğini, Mekke parlamentosunda yalnız güçlülerin koyduğu kurallara karşı geldiğini bildiğinden, anında hemen orada tepkisini göstermişti.

“Yaratan ve yaşatan” bölümüne itiraz eden yok.

Çünkü bütün tağutlar ölmemek için diretseler de geberip gideceklerini biliyorlar. Onun için onlar yalnız, “Allah’tan başka yöneten yoktur” sözüne karşı gelirken, kendisi bile inanmaz. Çünkü bu sözü söylerken vücut ülkesinde trilyonlarca hücresinin Allah tarafından güzel yönetildiğini bilir.

Allah’ın yönetimi devam ederken iyi olduğunu, insanların havaya saldığı zehirlerle, suya kattığı atıklarla, çok üretip çok kazanmak için yiyeceklerle oynayarak ifsat etmesiyle her hücresini bozanların yine insanlar olduğunu bilir.

Ama dünya peşin, ahiret veresiye olduğundan kurnaz esnaf rolü oynar sekiz milyar insanı laboratuardaki hücre gibi görür ve kendi çıkarı doğrultusunda sömürgen ve kemirgen kanunlar koyarak  hem bu dünyasını hem ahiretini berbat eder.

Biz, iki dünyamızın da güzel olması için günde beş defa Rabbimizin belirlediği beş vakitte, onun emrettiği Sevgili Peygamberimizin gösterdiği şekilde namaz kılarak kendimize geliriz.

Sabahtan öğleye kadar büyütülen insanların hayatlarını dinlerken müezzin altı defa minareden gırtlağı yırtılırcasına, tehlikeyi haber verircesine bağırır: “Allah-ü Ekber/en büyük Allah’tır.”

Tahtıyla büyük görülen Firavun, zenginliğiyle büyüklenen Karun, ölüp gitmişler.

Namaza da tekbirle başladıktan sonra ellerimizi bağlar ve Sübhaneke’yi okuruz:

“Allah’ım, seni tespih ve hamd ile bütün eksikliklerden tenzih ederim. Adın mübarek/yüksek, şanın yücedir” deriz. (Ebu Davud, Sünen, K. Salat, bab 124, Müslim, Sahih, K. Salat, Bab 13).

“Sübhanellah” derken yarattıklarında olan bütün eksikliklerin O’nda olmadığını söyleriz.

Biz, günü kurtarmak için çıkardığımız kanunları yarını kurtarmak için değiştiririz.

Senin tabiat kanunlarının değişmezliği bize sağlık, huzur, sükûn, mutluluk verdiği gibi, senin İslam dinindeki kıstasların da aynısını Asr-ı Saadet’te olduğu gibi İslam’ı yaşayanların her devrinde geçekleşmiş.

Biz, doğarız, O doğmaz. Biz ölürüz,  O ölmez. Biz, ihtiyarlarız, O ihtiyarlamaz.

Onun kelamı da ihtiyarlamaz.

Dünyamızın ve yıldızların yaratıldıkları  zaman için verilen trilyonlarca zaman, bizim için geçerlidir. Allah için geçerli değildir.

Çiçekler solar, ağaçlar kurur, hayvanlar ölür yani yarattıklarındaki kusurlar, eksiklikler, noksanlıklar sende yoktur. Seni överken bile senin bize öğrettiğin, “Elhamdü lillah” kelimesiyle seni överiz.

Namazın kıyamında, rükûsunda, secdesinde hep seni tespih ederiz.

Sevgili Peygamberimiz, yolculuk esnasında dağlara çıkarken, “Allah-ü ekber” dermiş. Dağlardan inerken, “Sübhanellah” dermiş. Siz de asansörle veya merdivenle çıkarken Allahü ekber, inerken Sübhanellah deyiniz.

Bu tespih, tehlil ve tahmidi yaparken, manasını da hatırımızda tutalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.