Asgari hayat

Ekonominin durumu ve halkın ekonomik vaziyeti ile ilgili konuşmalarda değerlendirme ölçütü olarak sürekli “asgari ücret” kullanılıyor. Devamlı surette asgari ücretin ne kadar da az olduğu, alım gücünün artıp artmadığı, asgari ücretle önceden alınan ve şimdi alınamayan şeylerden bahsediliyor.

Halbuki asgari ücret herhangi bir ölçüt veya kriter olarak alınamayacak kadar düşük veya standartların altında. Bu ücret, adı üzerinde “asgari” koşulları formüle ediyor, ki bu da verilerinin sıhhati hayli tartışmalı olan resmi istatistik kurumunun hesapladığı asgari ücretle yapılıyor. Bu ücret herhangi bir temel oluşturmaktan uzak, hiç kimse için ideal olarak gösterilemeyecek kadar az ve gerçekte de resmen bir “sefalet ücreti”…

Ekonomik durumun kötüleşmesinden bahsedilirken sürekli olarak aslında uç bir nokta olan “asgari ücret” söz konusu ediliyor ve toplumun önemli bir kısmını teşkil eden orta sınıf, bu meseleyle ilişkilendirilmemiş oluyor. Halbuki 80’lerde, 90’larda bile bu tartışmaların odağında bilhassa “orta direk” yer alıyordu. Bugün, her nedense, bu ölçüt asgari ücrete kadar düşmüş durumda.

Elbette ki, iş gücü piyasasının neredeyse yarısının asgari ücretle çalışmasının da bunda payı olabilir. Ancak bu durum bile aslında halkın ekonomisinin nasıl da gerilediğini gösteren bir vakıa. İnsanların, en iyi ihtimalle en temel ihtiyaçlarını görebileceği (ki büyükşehirlerde mümkün değildir muhakkak) bir ücret skalasını insanların bütün hayatının merkezine koymak ve bunu yetmezmiş gibi bir ölçüt haline getirmek, halkın refahının artıp artmadığını gösteriyor sanki.

Sendikaların yaptıkları araştırmalarda belirledikleri açlık ve yoksulluk sınırı rakamları, toplumun önüne ölçüt gibi konmaya çalışılan “asgari ücretin”, tam manasıyla bir “sefalet ölçütü” olduğunu gösteriyor zaten. Dört kişilik bir aile için 3 bin liraya yaklaşan açlık sınırı, referans noktası olarak gösterilmeye çalışılan asgari ücretin tam bir “açlığa talim” ücreti olduğunun kanıtı değil de nedir?

Türkiye gibi “gelişmekte olan” şeklinde sınıflanan bir ülkenin, ekonomik gelişmeleri ve durumu değerlendirme ölçütü olarak “açlık” değil de “yoksulluk” sınırını dikkate alması gerekiyor. Yapılan araştırmalara göre dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 9 bin lirayı aşıyor mesela. Halkın yoksulluğun üzerinde bir hayat standardını yakalaması bir hedef olabilir belki ama “açlık sınırının” üstü gibi bir hedef olamaz, olmamalıdır.

İnsanlar, netice itibariyle sadece temel ihtiyaçlarını gidermek dışında da beklentilere sahiptir. İnsanlar evlerine 1 kilo baklava da alabilmelidir, yaz tatiline borca harca girmeden de gidebilmelidir, kültürel etkinliklerde de bulunabilmeli, kitaba, dergiye, hobiye de para harcayabilmelidir. İnsanlar, ucuz zincir marketlerin en uyduruk ve ucuz ürünlerini alıp her ay “çarkı nasıl çevireceğiz?” diyerek ömür geçirmemelidir. Toplumun bireyleri için böylesi bir gelecek tasavvuru olmaz.

Hele ki, toplumun bir kesimi adeta “sebepsiz” bir zenginleşme ve refah artışı yaşarken, halkın büyük bölümüne tasarruf tavsiyeleri ve ucuzluk önerileri verilmesi, aslında halkın refahının geriletildiğinin de itirafıdır. Yanlış ekonomi politikalarıyla halkı alenen fakirleştiren ve gelirini düşürenlerin, ortadaki vakıayı reddedip bir de İngiltere’den, ABD’den ilgisiz ve kopuk örnekleri vererek “ekonomi harika” resmi çizmeye çalışmaları tek kelimeyle komiktir ancak.

Ölçüt olamayacağı ismiyle müsemma olan bir ücrete milyonlarca insanı mahkum eden bir siyaset, başarıdan değil ancak kocaman bir başarısızlık tablosundan bahsedebilir. Bu sefalet ücretine bile erişemeyen milyonlarca işsiz de bu tablonun tuzu biberidir maalesef.

Türkiye’nin, kitlelere “asgari bir hayat” seviyesini değil de insanca yaşamayı vaat eden bir politika çözümüne ihtiyacı var ve bu ihtiyaç her geçen gün daha da büyüyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.