Çıkmaz sokak

Siyasi iktidar, ekonomide kendi ürettiği “başarı hikayelerini” topluma medya eliyle pompalasa da karşılık bulmuyor bu mesajlar. İnsanlar, günbegün ve bire bir yaşadıkları hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı realitelerini göz önünde tutuyor ve önlerine konan “gerçekle bağdaşmayan” ifadeleri de dikkate almıyor artık.

İstatistiklerle ortaya konmaya çalışılan yapay ekonomik gerçeklik, toplumun ekonomik gerçekliğiyle uyuşmuyor. Böyle olunca, siyasi iktidarın inşa etmeye çalıştığı tablo zedeleniyor, bunun üzerine kurmak istediği “ekonomik algı dünyası” bir türü kurulamıyor. Vatandaşın gerçekliği, “algı operasyonlarına” izin vermedikçe de siyasi iktidarın söylemi hırçınlaşıyor, halka yönelik “nankörlük” vurgusuna doğru kayıyor.

Son dönemde ortaya çıkan ve toplumun gündemini işgal eden konu başlıkları, yani bu ülke insanının sıkıntılarının genelde ekonomik temelli olduğu görülüyor. Gıdadaki fahiş fiyatları, dizginlenemeyen ve insanların gelirini eriten enflasyon, kiralardaki korkunç artışlar ve bunun giderek bir “barınma sorununa” doğru evrilmesi riski, yüksek öğrenimde baş gösteren “yurt krizi” vs gibi konu başlıkları, temelde ekonomik anlamda bir yetersizlik ve politika yanlışlarına işaret ediyor.

Hemen her konuda olduğu gibi bu konularda da hiçbir sorumluluğu üstlenmeyen ve daima bir “günah keçisi” bulan siyasi iktidar, öğrencilerin yurt problemini bile kendi iktidarına halel getirmek üzere kurgulanmış, “sahte” bir gündem gibi takdim etme eğilimine girebiliyor. Ve ortadaki meseleden bahsetmek yerine geçmişten örnekler vererek, “neydi ne oldu” gibi bir kıyası ortaya koyabiliyor. Halbuki hem o kıyas tartışılabilir bir nitelikte, hem de bugünün sorununa bir çözüm içermiyor.

2002’de öğrenim kredisinin 45 liracık olup da bugün 14 kattan fazla artarak 650 liraya yükseldiğiyle övünülüyor. Elbette ki enflasyonla indirgenince 14 kat artış gibi bir durum söz konusu değil. 2002’de “45 liracık”la 1,4 adet çeyrek alınabiliyorken, bugün 650 liranın karşılığı 0,8 adet çeyrek altın mesela. “45 liracık” asgari ücretin yüzde 24,4’üyken, 650 lira asgari ücretin yüzde 23’üne denk bugün. Asgari ücretle 2002’de 5,75 çeyrek alınabiliyorken, bugünkü asgari ücret ancak 3,5 çeyrek alabiliyor. “Liracık” diye küçümsenenle bugün övünülen arasında pek bir fark olup olmadığı tartışılır yani.

Geldiğimiz noktada, maalesef söylemin ötesine bir türlü geçmeyen/geçemeyen bir ekonomi yönetimi söz konusu. Devamlı surette “kamuoyu algısını yönlendirmeye matuf” birtakım ifadeler kullanılıyor ama ortadaki sorunları çözmeye dönük somut girişimler görülemiyor. Ekonomik olmayan daha doğrusu siyasi gerekçelerle ekonomiyi idare etmeye çalışmanın neticesi, milyonlarca insanın fakirleşmesidir.

Yanlış kararların, hatalı önermelerin, tuhaf ekonomik denklemlerin neticesi olan ekonomik tablonun sorumlusu olarak birkaç sene önce depocuları, üreticileri, bugün marketçileri ve perakendecileri işaret etmek akılla mantıkla bağdaşmıyor. Öyle olunca da ekonomiyle bağdaşmıyor haliyle. Ancak su bulanıyor, herkesin idrak etmesi gereken gerçekler arada kaynayıp gidiyor, sorunun çözümü neredeyse hiç konuşulmuyor, tartışılmıyor.

Ekonomide gerçekle bağdaşmayan başarı hikayeleri anlatılıyor ve burada bir başarının bir faili var. Ancak bir sorun ortaya çıktığı zaman herhangi bir sorumlu bulunamaması hayli tuhaf. Gıdadaki fahiş fiyatların sorumlusu yani faili olarak zincir marketler gösteriliyor. Yani burada kesin bir yargı var. Ancak basından öğreniyoruz ki, 5 büyük zincir markette geniş bir yelpazedeki üründe “fahiş fiyat artışı yapılıp yapılmadığının tespiti için” ticaret müfettişleri görevlendiriliyor. Önce “kesin” bir yargıyla faili işaret etme, sonra da “fiilin işlenip işlenmediğini tespit etme”! Bir tuhaflık var sanki…

Uygulanan politikaların nirengi noktası meselelerin gerçek manada çözüme kavuşturulması yerine “seçim kazanmaya yetecek kadar” idare edilmesi olunca, propaganda ve algı operasyonlarıyla toplumu yönlendirmenin yeteceği düşünülünce, mevcut sorunların çığ gibi büyümesi ve sonunda tam bir politika çıkmazına girmek de kaçınılmaz oluyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.