“Geçim” belirleyecek

Mersin’in Akdeniz ilçesinin AKP’li belediye başkanı, 2,5 yıl içinde 18 sözleşmeli personel almasına yönelik eleştirilere, “Ne torpili? Sözleşmeli personel idarenin yetkisindedir. Ben istersem oğlumu çalıştırırım, istersem kızımı çalıştırırım, istersem senin yeğenini çalıştırırım. Ben istediğimle çalışırım”  karşılığını vermiş. Bir ilçe belediye başkanının veya bir kurumun genel müdürünün, bir siyasinin, başında bulunduğu kuruma, kuruluşa kendi yakınlarını (hem de 1. dereceden) alması en azından siyasi etik gereği tuhaf değil midir halbuki?

Siyasi ahlakı ve iş ciddiyetini maalesef ki bize göre çok daha fazla ciddiye alan gelişmiş ülkelerde küçücük hediyelerden en ufak bir siyasi nüfuza kadar siyasetin kendi menfaatine kullanılması toplum nezdinde “kabul edilemez” görülürken, bizdeki manzara bu noktaya daha çok uzak olduğumuzdur maalesef. Hatta öyle bir noktadayız ki, önceki bir Bakan, kendi bakanlığına dezenfektan sattığı için dahi en ufak bir hesap dahi vermeden bırakıp gidebiliyor. Siyasi ahlak noktasında bulunduğumuz yer bu mu gerçekten?

Bu meseleyle doğrudan ilgili değil ama geçen hafta gündeme gelen bir konu var ki, bir yönüyle yine siyasetin ekonomiyle ilişkisinin bir başka yönünü ortaya koyuyor. Siyasi iktidar, kendi ekonomik menfaatleri olduğunda gayet cevval, kararlı ve atik davranırken, üst üste “çılgın projeler” marifetiyle etrafındaki “5’li çete” olarak kamuoyunun tanıdığı ekibi “Hazine garantili” projelerle ihya ederken, Hazine’nin “besledikleri” arasına vatandaş bir türlü dahil olamıyor. Hatta vatandaşın gündemi olan kötü ekonomi bile dikkate alınmıyor.

Ne iktidarın kendisi ne de emir eri hükmündeki medyası halkın “ekonomi gündemi” olan hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısını görmezden gelmeyi tercih etti. Tam tersine, ekonominin “şahlandığı”, “uçuşa geçtiği”, “rekor üzerine rekorlar kırdığımız” türünden acayiplikler de ciddi ciddi halkın önüne konabildi. İktidar medyasını takip eden kitlede de bu durum, sokak röportajlarına “göster bakalım telefonu” absürdlüğü olarak yansıdı.

Bu hal geçen haftaya kadar da böyle devam etti. Geçen hafta, artık ne olduysa, iktidar kanadından hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısını teyit eden ve yok saymayan beyanlar yükselmeye başladı. Yok saymayan mı demeli yoksa “yok sayılamayan” mı demek gerek, asıl kritik nokta burası muhtemelen.  Aksi yöndeki propaganda bombardımanı ve algı oyunlarına rağmen halkın gerçek gündemi ne görmezden gelinebiliyor, ne üstü örtülebiliyor çünkü. Dizginlenemeyen enflasyon, insanların gelirlerini hızla eritiyor, satın alma gücünü düşürüyor, hayatın idamesini giderek daha da zor hale getiriyor. “Tencere”, bir kez daha tüm sahte ve uyduruk gündemleri ezip geçiyor yani.

TÜİK’in kerameti kendinden menkul ama kamuoyu nezdinde giderek pek bir manası da kalmamaya başlayan verileri üzerinden kurgulanan sahte başarı hikayeleri de, kısıtlı bir kitle dışında kimseyi ikna etmiyor. Halk, her gün bire bir yaşadığı realitenin farkına vardıkça ve zorluklar arttıkça, siyasi iktidarın propaganda makinesi de, emir eri hükmünde olan ve en ufak bir şeyde anında canlı yayınlara geçen medyanın “masalları” da en ufak bir iz bile bırakamıyor sorgulayan zihinlerde.

Bu durumun dayattığı realite, iktidarın kadrolu gazetecilerini de kaygıya düşürmüş olacak ki, günümüzün Yavuz Donat’ı denebilecek olan bir tanesi bile “gündem seçim değil geçim” diye buyurabiliyor. Ama kendi tuzağına düşüyor ve farkında bile değil. Hem kötü yönetilen ekonomiyi ve geçim sıkıntısı realitesini kendisi kabul ediyor, hem de bu sebeplerden dolayı erken seçim isteyen muhalefeti suçluyor aklınca. Gazeteciliğin böylelerinin eline düşmesi acı ama ekonomik sıkıntıların artık “yandaş” tabir edilenlerin bile inkar edemeyeceği noktaya gelmesi çok daha acı ve önemli. Hadi 2022’de de “gündem geçim değil seçim” ile durumu kurtardı diyelim bu arkadaş, seçim senesi ne diyecek peki? Seçime doğru giderken de “kötü ekonomi”den bahsedebilecek mi?

Cumhurbaşkanı’nın “raftaki fahiş fiyatları durduracağız” açıklaması ise akıllara birçok soruyu getiriyor haliyle. Birincisi, 20 yılda yapılamayanın bundan sonra nasıl yapılacağı mesela… Mevcut tablonun sorumlusunun kendilerinin uyguladıkları yanlışta ısrar eden ekonomi politikaları olduğunu ne yapacağımız mesela… Ve halka söylenen “şahlandık”, “uçuşa geçtik” vs ifadelerinin doğruyu yansıtıp yansıtmadığı mesela…

Sürekli inkar halinde olanlar bile artık halkın gerçek gündemini zikretmeye başladığına göre, önümüzdeki seçimin belirleyici unsurunun da ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı olacağını söylemek da gayet mümkün artık…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.