Ev bark hayal!

İnsanların en temel ihtiyaçları dendiğinde akla yeme içme, barınma, eğitim alma, sağlığını ve güvenliğini sağlama gibi hususlar en başta gelir. Her insan, bu temel haklara sahip olmak durumundadır ve bunlara sahip olduğu için de ayrıcalıklı olduğu düşünülemez.

Toplumsal gelir dağılımının adaletsiz olduğu ve yapısal sorunlarını çözerek gelişmesini ve kalkınmasını tam manasıyla sağlayamamış olan ülkeler, kapitalist ekonominin defolarını ve sömürü anlayışını daha da fazla hissederler. Türkiye, özellikle de son 40 yıldaki kapitalist ekonomi tecrübesiyle bu duruma rahatlıkla örnek olarak gösterilebilir.

Bizim de dahil olduğumuz bu gruptaki (yani gelişmekte olan) ülkelerde, sermaye birikimi tam manasıyla sağlanamadığından ve gelir tabana adaletli yayılamadığından ötürü, ev, araba, bilgisayar, beyaz eşya, çeyiz vs gibi günümüzün temel ihtiyacına dönmüş olan metalar için bile borca girmek durumu bir zarurete dönüşür. Bugün ise artık zaruretten de öte bir hal alarak bir mahkumiyete evrilmiştir.

Bir aile, halk arasındaki tabiriyle (ki meseleyi çok da güzel tanımlar) “başını sokabilmek” için bir barınak elde edebilmek için dahi gerekli kaynağa sahip değildir çoğunlukla. Bunun karşılığında büyük meblağların altına girerek borçlanır. Pek çok aile için bu borç ömür boyu da bitmez. Sıradan insanlar için temel hakka erişim bile rantiyenin kapısından geçer ve bedeli de yeri geldiğinde bütün bir ömrü ipotek etmektir.

Siyasi iktidarlar, dönem dönem bir seçim vaadi ve kitlelere sunulan “mavi boncuk” olarak “anahtar” vaat ederler. Bu anahtarlar günümüzün temel ihtiyaçlarına dönen ev, araba vs gibi kalemleri kapsar. Genelde de bu vaatler gerçekleşmez, ev ve araba müjdelenen kitleler, yanlış ve popülist politikalar neticesinde daha da fakirleşir veya “anahtar” uğruna sırtlarındaki borç yükü daha da artar, ömürleri ipoteğe gider.

Son 20 yılda icra makamında bulunan siyasi parti de popülist gelenekten geldiğinden, çokça “geliştik, kalkındık, zenginleştik” tevatürleri anlatırlar, kerameti kendinden menkul TÜİK verilerine çeşitli taklalar attırarak ne kadar da müthiş bir ekonomik gelişme içinde olduğumuzu, “hatta hızlarını alamayarak “şahlandığımızı” söylerler. İşin enteresanı, bu “şahlanma” hikayeleri de, ekonomideki sıkıntıların ve sorunların büyüdüğü ve katlanılmaz hale geldiği zamanlarda daha da çok duyulur.

Mevcut siyasi iktidar, yapısı gereği betonu, inşaatı, arsayı sever, TOKİ’yi, çılgın projeleri, müteahhitleri her şeyin önünde görür. “Paranın dini, dili, rengi olmaz” diyerekten dünya üzerindeki her türden sermayeye kucak açar. 3-5 tane müteahhit para kazanacak diye 250 bin dolar karşılığında yabancıya vatandaşlık verir. Verir ancak, bunun toplumsal, ekonomik vs sonuçlarını hesaplamaz. Günü kurtarmaya odaklı “seçime kadar” politikalarıyla ve eldeki ahlaksız medyanın algı operasyonlarıyla kitleleri yönlendirebildiğinden ötesini düşünmez. Yabancıya konut satışının, TL cinsinden geliri tabir-i caizse “kuşa dönmüş” olan kendi vatandaşına zarar verdiğini, “Araplar aldı” bahanesiyle yükselen kiraların veya satış fiyatlarının insanları zorladığını önemsemez.

Sosyal medyadaki bir tespit aslında içinde bulunduğumuz trajikomik durumu özetler: “Kira öder gibi ev sahibi olacaktık, ev taksidi öder gibi kira ödüyoruz.” Bu netice, aslına bakılırsa politikasızlığın, yönetememenin, hesapsız kitapsız plansız iş yapmanın doğal bir sonucudur.

Bugün İstanbul özelinde ve belki de Türkiye genelinde de bir “konut” vakıası ortaya çıkmış durumda. Devletin resmi kurumu olan TÜİK’in hesapladığı enflasyon rakamlarının sokağı yansıtmadığı bir vakıa olsa dahi, ev kiralarının ve fiyatlarının bazı yerlerde (kimsenin gelirinin bu denli artmadığı bir atmosferde) iki katını bile aşması vatandaşın gerçekliğidir. Bu gerçeklikte “şahlanış” vs yoktur. Daha doğrusu çizilen “şahlanış” tablosunda vatandaşa yer olmadığı, vatandaşın nasibine hiçbir şey düşmediği görülüyor.

Bu vakıa artık yadsınamaz hale geldiğinden olsa gerek, devletin resmi ajansı dahi haber yapmak durumunda kalıyor. Gerekçeler arasında kentsel dönüşüm ve yabancıya satış gibi doğrudan siyasi iktidarı ilgilendiren hususların olması ise tam bir “politikasızlık” manzarasını doğruluyor.

20 yıllık bir dönemin sonunda geldiğimiz noktanın “ev almanın bile hayal olması”, hatta “ev kiralamanın bile lüks hale gelmesi” ise buna ancak başarısızlık denebilir. Fakirleşen bir halk için en temel ihtiyacın bile “lüks” olması büyük bir fiyaskodur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.