Sarıklısı, şortlusu…

Her felakette bir yürek olup akan halk.

Depremde, selde yardıma koşan milyonlar.

Daha feci bir afette.

Cehennem alevleri arasına koşan fedakâr insanlar.

Tıpkı Milli Mücadele yıllarında olduğu gibi kadınların dökümhanelerde mermi hazırladıkları fotoğraflar, ete kemiğe bürünmekte.

İtfaiyecilerin kalın hortumlarını sırtına vurup dağlara tırmanan kadınlar.

Denizden borularla su uzatan askerler.

Sırtına bağladığı büyük çanta, eline aldığı sopaya dayanarak, yangının içinde ölüme ramak kala savaşan itfaiyecilere yemek taşıyan yaşlı kadın.

İyilik öylesine bu topraklarda kök salmış ki, asırlar geçse de tükenecek gibi değil.

Türkiye duada.

Nefesini tutmuş, “Yağmurları gönder, yangını söndür Rabbim” niyazında.

Manavgat dağ köylerindeki kadınlara şalvar ve etek dikmek için makine başında iki büklüm olmuş şehirli modern kadınlar.

Düzce’de, Umut Gönüllüleri Derneği üyesi kadınlar, yangın bölgelerinde zarar gören insanlar ve hayvanlar için kendi elleriyle kilolarla yanık kremi hazırlayarak Manavgat’a gönderdiler. 

Silifke’de çıkan orman yangınında düğün hazırlığı yapan genç kızın çeyizleri eviyle birlikte kül olmuştu, Adanalı hayırsever kadınlar kolları sıvayıp bir minibüs dolusu çeyiz getirip teslim etti.

Bütün bu güzel davranışlar felaket anında bile savaş baltalarını gömmeyen grupların topluma yaşattığı ayrı bir yakıcı yayılmacı yangın olan gerilimi restore etti.

Tartışma, kavga, birbirimizi kötü gösterme yetmedi dışarıdan yardım dilenmeler ayrı bir yürek yangını oldu.

Oysa zaman kavga değil, kenetlenme vakti.

Öfke ateşinden nefret dumanından göz gözü görmediği kaosta; merhametlilerin fedakârlığı, insana ve doğaya saygısı, iyiliği yaymadaki ışıltısı hepimize nasıl iyi geldi.

Hatalardan ders alma vakti.

Halk olarak da yanlıştan dönme zamanı.

Karadeniz’ de derelerin yanı başındaki tepelerin ağacını kes, çay ek, gelen seli durdurabilir mi zayıf çay ağacı; heyelan, tepeler sürüklendi, önünde ev kalmadı.

Görevlilerin sorumluluğunu yerine getirmeyip uçakların bakımını yapmayıp hangarda hapsetmesi ayrı bir trajedi.

Ormanlarımız yandı, ülkenin ciğerleri söküldü, köylümüz evini, değirmenini, kovanını, ahırını, ürününü kaybetti.

Kayıplar giderilip yaralar sarılır.

Evini malını yitirenlerin zararları karşılanır.

Hatıralarının da birlikte kül olduğu eşyalarından, yıkık eyvanından, mor sümbüllü bağından sonra yaşananlar zor gelir.

Fakat öfkenin, yalan haberin gerdiği insanlar, kundakçı diye normal vatandaşı linç eder.

Ya da ortada bir tabiat katliamı varken, insan acıları gözyaşları akarken kavganın yeri hiç değil.

Bu yüzden bir fotoğraf bütün bu kaosa derman oluyor.

Sarıklı bir genç ile şortlu akranı yangınların içinde yüzleri isten dumandan seçilemezken omuz omuza mücadeledeler.

İşte o kardeşlik fotoğrafı.

Yangını söndüren su misali yan yana huzur veren siluetleri.

Bizim çocuklar.

Sizlerin kenetlenmesi ile biz bu ülkede pek çok kemliğin üstesinden geliriz.

Geçmişte yurdumuzu işgale gelmiş düşmana karşıda omuz omuza savaşmıştı dedeleriniz.

Bugünde vatanın her karış toprağını öpüp başına koyan yüreğiniz iyilik için çarparken.

Nasıl iyi gelmektesiniz bu ülkeye.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.