Mavi Kelebekler, İhtiyar Nine ve Srebrenitsa

Bugün 11 Temmuz. Srebrenitsa Soykırımı’nın 26. yıl dönümü. Toplu mezarlardan çıkarılan cesetlerin bugün de her yıl olduğu gibi cenaze namazları kılınacak. Bu yıl da yine gözyaşları sel olup akacak. Acısı hâlâ yürekleri yakan o gün herkesi bir kere daha kasıp kavuracak. Ve yine bu yıl da yine insanlığın utanç sayfalarından birisi olan o gün yaşananlar bir kere daha şahitlerin sözleriyle bütün dünyaya ilan edilecek.

2009 yılının 11 Temmuz’unda orada, ben de Srebrenitsa’daydım. Anma toplantılarına katılmak için bir heyetle beraber Bosna Hersek’e gitmiştik. Acıyı, çaresizliği iliklerime kadar yaşadığım günlerden biriydi. Unutmamın mümkün olmadığı bir gündü.

20. yüzyılın son demlerinde sözde medeniyetin beşiği Avrupa’nın göbeğinde olanlar insanı insanlığından utandıracak cinstendi. Barışı tesis için orada bulunduğu iddia edilen Hollandalı BM askerileri tam aksine soykırımın suç ortağı olmuş, kendilerine emanet edilmiş olan, resmî rakamlara göre 8372 Boşnak kardeşimizi Sırplara teslim etmişlerdi.

11 Temmuz günü Saraybosna’dan yola çıktığımızda ekranlardan gördüğümüz, haberlerden dinleyip, okuduğumuz Srebrenitsa’da tam anlamıyla nelerle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Sırp bölgelerinden geçerken ilk göze çarpan şey, polislerin yol boyunca tertibat almalarıydı. Özellikle kendi mezarlıkları etrafında bekliyorlardı. Sebebini sorduğumuzda Srebrenitsa’ya gidenlerden mezarlıklarını korumak için yaptıklarını öğrendik. O anda heyetin yüzüne nasıl istemsiz ve acı bir ifade konduğunu bugün bile çok iyi hatırlıyorum.

Akın akın Srebrenitsa’ya giden Boşnaklar sanki birer canlı cenaze gibiydiler. Kimse bir şey konuşmak istemiyor, herkesin dudakları sürekli kıpırdıyor ve yol boyu dua ediyorlardı. Düşünsenize bizler uzaktayken bile dayanamadığınız katliamları, soykırımı onlar doğrudan yaşamışlardı.

Yol boyunca zaman zaman trafik yoğunlaşıyordu. Bir ara otobüste bir hareketlenme oldu. Boşnak kardeşlerimiz öfkeli tonda bir şeyler konuşmaya başladılar. Nedenini sorduğumuzda “Sırplar her zamanki yoldan Srebrenltsa’ya girişe izin vermiyorlar. Yol uzayacak ” dediler. Mecburen otobüs orman içine doğru yöneldi ve Srebrenitsa’yı geride bırakıp arka girişe doğru ilerledi. Zaman sonra ters taraftan şehre yaklaştığımızı gördük. Ve ilk evi gördük, iki katlıydı. Balkonunda bayrağımız asılıydı. İhtiyar bir ninemiz ve yanında ona göre daha genç bir başka hanımefendi vardı. Ninemizin başında annelerimizin namaz için kullandıkları bembeyaz bir örtü vardı. Her ikisinin de gözyaşları sel olmuştu. Ellerini koydukları balkon duvarından şehre girenleri izliyorlar ve Türk bayrağıyla mesaj veriyorlardı. Onların bu görüntüsü karşısında yıkılmıştım. Oturduğum koltuktan ayağa kalkacak mecalim kalmamıştı. Srebrenitsa bizi gözyaşlarıyla karşılamıştı. Sonra Potoçari mezarlığına geçtik. Hollandalı askerlerin Boşnakları Sırplara teslim ettiği fabrikayı gezdik. Duvarlardaki kirlere karışmış kan izlerini gördük. Mezarlık fabrikaya yakın bir yerdeydi. Toplu mezarlardan çıkarılan, DNA testleriyle kimlikleri tespit edilen cenazeler sahiplerine teslim edilmiş, namazlarının kılınması için bekliyorlardı. Kimseyle göz göze gelmek istemiyorlar, o yemyeşil tabutların başında, başlarını öne eğmiş şekilde gözyaşlarını döküyorlardı. Tören, konuşmalar, cenaze namazı derken ardından sadece kemiklerin bulunduğu hafif tabutlar omuzlara alındı ve herkes yakınlarını toprağa vermek için koşuşturmaya başladı. O gün gördüklerimi hiç unutamadım. Çaresizliğin fotoğrafına bütün çıplaklığıyla şahit olmuştum. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük insanlık trajedisiydi. Sırplar öylesine sistemli hareket etmişlerdi ki, toplu mezarlar uydulardan da tespit edilemesin diye mezarlara metal parçalar koymuşlardı. Ancak cesetler toprağa başka bir hayat vermiş, Artemis çiçekleri açmaya başlamıştı. Daha sonra bu çiçeklerle beslenen ‘Mavi Kelebekler’in belli bölgelerde çoğaldığı tespit edildi. İnce hesap yapan Sırplar ‘Mavi Kelebekler’i hesap etmemişlerdi. Toplu mezarlar bu kelebekler yardımıyla tespit edilmeye başlanmıştı.

Bugün 26 yıl geçti. Acısı hâlâ taze ve çok yeni. Bir daha başka Srebrenitsaların yaşanmaması için ortak bilinç şart. Daha sonra da Bosna’ya gittiğimde oradaki durumun hâlâ bıçak sırtı olduğunu müşahede etmiştim. Başta Türkiye olmak üzere herkesin üzerine düşen sorumluluk Bosna’ya sahip çıkmak ve Srebrenitsa’yı asla unutturmamaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.