Tasarruf

Yıllarca göreceli olarak “ucuz” olan küresel sermaye hareketlerine bel bağlayan siyasi iktidar, adeta “yarınlar yokmuş” ve bu borçlar hiç ödenmeyecekmiş gibi dış kaynakları yani “elin parasını” harcadı. “El parası”yla yapılan inşaatlar, binalar, rezidanslar, krediyle alınan arabalar, eşyalar göreceli bir zenginlik illüzyonuyla kamuoyunu yanılttı. Toplum, “hazır borçlanma maliyeti yani faizi düşükken harca” mottosuyla gelirinin kat be kat üstünde tüketti, boyunu aşan bir hayatı yaşamaya çalıştı.

Borçlanmaya ve gelirinden fazla bir hayatı yaşamaya alıştırılmış milyonlar da borçlanma maliyetlerinin artmasıyla gerçek vaziyeti kavramaya başladı. Yeni borçlarla finanse edilen eski borçlar, bir noktadan sonra yeni borçlanmaların önü kesilince ödenemez hale geldi ve sahte zenginlik algısı ve illüzyonu da çöktü. “El parası”nın girişi durdukça, gerçek gündem olan fakirleşmeyle yüzleşilmesi de hızlandı.

Ne zaman ki küresel rantiye yani sıcak para artık Türkiye gibi ülkelere gelmez olunca, yani mecbur kalınca, kaynak bulamayınca, bütçe dengeleri eksi yönde son sürat ilerledikçe “tasarruf” adında bir kavramın varlığını hatırladı siyasi iktidar da…

Ancak bu yeni bir durum değil. Geçtiğimiz hafta yayınlanan tasarruf genelgesi gibi defalarca tasarrufa uyulmasını emreden genelgeler yayınlandı. Bunlardan nasıl bir sonuç alındı, hedeflenen amaçlara ulaşıldı mı, kimse bir şeyler bilmiyor bu konuda. Önceki genelgeler de, ekonomik aktivite göreli olarak iyileşip popüler tabirle “piyasalarda para dönmeye başlayınca”, yani sokaktaki vatandaş en azından borcunu çevirebilir hale gelip de şikayetleri biraz azalınca unutulup gittiler. Eğer öyle olmasaydı, aynı genelgeler defalarca yayınlanmaz, yayınlanan genelgelere riayet edilir ve kamu idaresi de bu minvalde bir çalışma düzenine kalıcı olarak geçerdi. Son yayınlanan genelge de muhtemelen kısa vadeli olacak ve bir süre sonra unutulacak. Ta ki, yeni bir tasarruf genelgesi yayınlanana ve “kamuda tasarruf devri” propagandaları yapılana dek…

Cumhurbaşkanı imzasıyla yayınlanan genelgede enteresan hususlar dikkat çekiyor. Bunların en önde geleni sıralanan tasarruf önlemlerinden Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı’nın muaf tutulması… Kamuda herkes tasarruf yaparken, yürütmenin başının bu tedbirleri uygulamaya yanaşmaması, en başta idarecilik anlamında bir tutarsız tavır olarak görülebilir. Hele ki, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı 2020 yılı Genel Faaliyet Raporuna göre 2,8 milyar liralık ödenek yetmediği için 800 milyon lira yedek ödenekten aktarılıyorsa, o zaman tasarruftan bahsetmek hayli enteresan olacaktır.

Diğer tasarruf tedbirleri de bir hayli enteresan ve zamanın ruhunu veriyor esasen. Kamu kurum ve kuruluşlarının yurt içinde ve yurt dışında kesinlikle hizmet binası, arsa, arazi vb almaması emrediliyor mesela. Acil ve zorunlu haller dışında “her ne suretle olursa olsun” yeni taşıt alınmaması, mevcutların sayısının 2023’e kadar yüzde 20 azaltılması buyuruluyor. Gezi, kokteyl, davet gibi etkinliklerin düzenlenmemesi, hediye dağıtılmamasından dem vuruluyor. Basın yayın organlarına verilen ilan ve reklamlarda kısıntıya gidilmesi, devlet kurumlarına “gereksiz” gazete alınmaması isteniyor.

Talep edilen bu hususlar aslında tek bir noktayı hem işaret ediyor hem de bir hususu kanıtlıyor: Kamuda korkunç bir israf ve hovardalığı! Kamunun kaynakları, “yandaş” tabir edilen basın yayın organlarına harcanıyor, kamu görevlileri ihtiyacın ötesinde makam aracı kullanıyor, kamu kurumları keyiflerine göre bina, arsa, arazi vb satın alıyor, etkinlik adı altında çeşitli programlara dilediklerince “kamunun parasını” harcıyorlar! Bu israf artık öyle bir noktaya gelmiş ki, bütün bunlara göz yuman siyasi iktidar bile (elbette ki bütçenin delik deşik olmasının da etkisiyle) bunlara tahammül edemez noktaya geliyor.

Benzer tasarruf tavsiyeleri iktidar medyası ve ilgililer tarafından da sıkça vatandaşlara veriliyor. Porsiyonları azaltmaktan, alışverişe tok karnına ve önceden hazırlanmış bir listeyle çıkmaya kadar hayli “önemli” tasarruf tavsiyeleri halktan esirgenmiyor! Ancak şu göz ardı ediliyor; cebinde parası olmayan insanlar porsiyonları istese de artıramıyor, alışverişe aç da tok da çıksa alıp alabileceği şeyler zaten kısıtlı. Fakirleşmiş olan insanlara, ucuz ekmek kuyruğunda bekleyenlere, işsiz milyonlara tasarruftan bahsetmek komik değil, resmen trajikomiktir!

TÜİK rakamlarıyla bile enflasyon %17,53’e çıkmışken ve gıda enflasyonu yine iyimser rakamlarla yüzde 20 olmuşken, halkın payına da ancak kemer sıkmak düşer ki, bu da vatandaşın aldığı tasarruf tedbiridir herhalde.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.