Siyasilerimiz düzeldiği gün…

Son peygamber/Hatemü’n-Nebiyyin olan Sevgili Peygamberimizin bize tebliğ ettiği Kur’an-i Kerim’in her ayeti, Allah celle celalühün yarattığı her yerde geçerlidir.

Müslüman bir insan, kendisi Japonya’da Afrika’da, Rusya’da, ayda, bir başka gezegende de olsa onu bağlayan birinci kural İslam Hukukudur.

İkinci kural ise, bulunduğu yerin insanları Müslüman değillerse onların kanunlarından İslam’a aykırı olmayanlara göre hareket etmesidir.

Medine’de Sevgili Peygamberimiz, devletini kurmuş.

Mekkelilerle, Yahudilerle, bazı kabilelerle barış anlaşması yapmış.

Medine çevresindeki Beni Kureyza, Beni Nadr, Beni Kaynuka kabilelerine de güvenlik vermiş.

Buhari’nin naklettiğine göre Medine’de tatlı su kuyusuna bir Yahudi sahipmiş.

Su sıkıntısı baş gösterdiği bir yılda Yahudi, hem ücreti artırmış hem de, sıra Müslümanlara geldiğinde kuyunun kapağını kapatır, anahtarını da alır gidermiş.

Kaybedeceği bir şey yok. Ne zaman gelirse alıcısı var.

Bir gün Sevgili Peygamberimiz:

“Bu Rume kuyusunu kim satın alır, (Vakfeder) kendisi de diğer insanlar gibi kovasıyla su çeker?” dedi.

Hazreti Osman (R.A.) o kuyuyu satın aldı ve vakıf yaptı.

(Buhari, Sahih, K. Müsakat, Bab 2, Nesai, Sünen, K. Ahbas, bab4, Tirmizi, Sünen, Menakıb, bab 19)

Şerhlerde özellikle de İbn-i Battal şerhinde Hazreti Osman, kuyunun tamamını satın almak istediğinde Yahudi satmayacağını söyler. Yarısını sat, bir gün sana ait olsun, bir günü bana ait olsun” der ve 12 bin dirheme yarısını satın alır.

Hazreti Osman, kendi nöbeti olan günde suyu parasız dağıtır.

Bu dağıtma işinde Müslüman-kafir ayrımı yapılmaz.

Su ihtiyacı olanlar, hazreti Osman’ın nöbetinde iki günlük sularını parasız alırlar.

 Yahudi su satamaz hale gelir.

Zarar etmeye başlayınca Hazreti Osman diğer yarısını da satın almak ister ve toplamda 35 bin dirheme kuyuyu satın alır ve bütün insanlığa, hayvanlara, ciğer taşıyan her canlıya vakfeder.

Diyanetin yayınladığı İslam Ansiklopedisi’nde “Rume Kuyusu” maddesinde kuyunun Osmanlı padişahları tarafından birkaç defa temizlendiğini, Akik vadisinde halen var olduğunu, Harem Vakıfları alanında süs bitkilerinin üretildiği yerde imiş.

Yönetimi altındaki bir Yahudi’nin özel malı olan kuyuya el koyma tarafına gidilmemiş.

Rızasıyla önce Yahudi’nin istediği para verilerek yarısı satın alınmış.

Yarısı satın alınması bugün bize, hisseli malların da hisselerinin vakfedilebileceğinin delilidir.

Yani meşru işler yapan filan şirketimdeki hisselerimden şu kadarını filan hizmete vakfediyorum” denebilir.

Afrika’da bir köylünün evinin önünde parlayıp duran bir taşın elmas parçası olduğunu görse bir Müslüman ve onun elmas olduğunu bilse, taş parası vererek onu alamaz.

Önce o taşın değerini ona anlatacak.

Ondan sonra onu kandırmadan satın alacak çünkü “Bizi kandıran veya ‘Kandıran’ bizden değildir” hadisi şerifinin içine girer.

İstanbul’da pırlanta işiyle uğraşan bir tanıdığıma Suriyeli bir hanımefendi gelir ve pırlanta yüzüğünü göstererek satmak istediğini söyler.

O da, “Kapalı çarşıda üç ayrı dükkana fiyatını sor ama satmadan bana gel, ben alırım” der.

Üçünden fiyat aldıktan sonra gelir ve verilen rakamları söyler, en fazla söyleyenden beş bin lira fazla vererek satın alır.

Tanıdığım pırlantacı bu arada şunu da söyledi, “Fiyat verenlerin hepsi, aldatma tarafına gitmemişler.”

İşte Müslümanlık bu.

Malezya, Endonezya, Filipinlere İslam, Müslüman tacirler tarafından gittiğini herkes bilir.

Hollandalı, Belçikalı İspanyol ve Portekizli korsanlar tarafından yüz yıllarca aşağılanan, soyulan, çalınan, öldürülen insanlar bir gün gelir ve onların mallarının değerli olduğunu onlara öğretirken o gelen korsanların da korkutulabileceği, direnmeleri gerektiği onlara öğretilince Türklerin topluca Müslüman olduğu gibi Güney Asya’daki adalarda kalanlar arasında İslam, hızla yayılmıştır.

Şu anda dünya genelinde yaşayan Müslümanlarımız, bulundukları ülkelerde komşuluk ilişkilerinde yine birinciliği kimseye vermemişlerdir.

Daha önce yazmıştım, Fransa’ya turist olarak gidip işçi olduğum yıllarda evinde birkaç gün kaldığım arkadaşım Mustafa Çakırlar’ın ev sahibi yaşlı Fransız madam, evinin anahtarını kızına, oğluna, damadına bırakmazken, Mustafa’ya bırakır giderdi.

Batı standartlarıyla İslami hayatı telbis/karman çorman eden siyasilerimizin düzeldiğini gördüğümüz gün, İslam’ın bütün yüreklere engelsiz güneş gibi doğacağını göreceğimiz günler pek uzak değildir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.