Seramik sanatçısı Serah

Göreme’de tanıdım Serah’ı.

Turistik güzel bir taş konağın otele çevrildiği hoş bir yerde değil de.

Cuma cemaatinin dağılıp o küçük camide kendimize vakti eda için yer bulmak üzere beklerken meğer onun yaşadığı tek gözlü izbe evin önündeki duvara dayanmışız.

Hayli zaman sonra dikkatimizi çekiyor.

Küçük, tek katlı, baraka gibi evin tel kaplı penceresi gerisinde bir kadının siluetini zor seçiyoruz, karanlık mekândan.

Önündeki işe eğilmiş bir şey çalışıyordu.

Selam verdiğimizde düzgün bir Türkçe ile karşılık buluyoruz.

Serah ile tanıştığımızda bir çini aşığı olduğunu öğreniyoruz.

Yeni Zelanda’dan gelmiş.

Ülkesinde kütüphanede çalışmakta, 52 yaşında, annesi ile yaşamaktadır.

Üç buçuk yıldır ülkemizdedir.

Çini sanatını öğrenebilmek için Türkiye’de, iki yıl halk eğitimin kurslarına katılır.

Hayıflandığı yaz aylarında bu kursların olmayışınadır.

Israrla seramikle ilgili her şeyi araştırır, bilgiler edinir, atölyelerde çalışır, çömlekçilerde testi, güveç, tas, tabak, çömlek yapar.

Ama ille de nakışlarken o desenlerin büyüsünde kaybolur Serah.

Renklerin, turkuazın, patlıcan morunun, mercan kırmızısının, çintemani motiflerin efsununa kapılır gider.

Artık bu sanattan kopamayacağını anlar.

O küçük evi kiralar, yerinde bu sanatın bütün detaylarını öğrenmeye başlar.

Neden İstanbul gibi büyük şehirler değil de, bu küçük yere yerleştiğini sordum.

Köyleri daha çok sevdiğini anlattı.

Türkiye’yi, çiniyi çok sevdiğini bu harikulade sanatın kendisini buraya bağladığını anlattı.

Yaşadığın zorluklar oldu mu dediğimde.

İçini çekti.

Türk erkeklerinin yalnız yaşayan bir kadını sahiplenmeye çalıştığını, babası ya da kardeşi olmayan kadını türlü yakıştırmalara, kalıplara sokmaya çalıştığını, bundan son derece rahatsız olduğunu anlattı.

Başka bir yerde rastlamadığı bu düşünceden üzüldüğünü anlattı.

Aslında Serah’ ın sanat öğrenme hevesi, keşke ülkemizin kadınlarında da olsa.

Bir gün Serah, seramik öğretmeni olarak insanımıza ders verirse hiç şaşırmam.

Kaybettiğimiz bütün o geleneksel sanatlarımızın klasik desenlerinin, kalitesinin yitirilmesinde ne yazık ki hepimiz suçluyuz.

Bir gün el dokuması halılarımızı da kaybolmaktan kurtaracaklar, kökboyalı, ceviz ağacı kökünden elde edilmiş paha biçilemez renklerimizi, eli böğründe, hayat ağacı, suyolu motiflerimizi…

İğne oyalarımızın pembe şeftali çiçeklerini, mor menekşelerini de...

Kızların çeyizlerine konulan kilimlerden vazgeçtiğimiz son asırda belki de Batılıların satın aldığı halılarda kalan son el emeklerimizi görmek için onların açtığı sergilere gideceğiz.

İpekçiliğimizi yitirdiğimiz acıklı şu modern çağda, keşke başka Serah’lar bu sanata da el atsa, her şeyimizin naylonlaştığı son devir insanına zarafetin ipekçe dilini anlatsalar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.