“Amanın bir adam çıksaydı” demeyin

Kur’an-ı Kerim’deki altı bin iki yüz otuz altı (6236) ayet, 23 yılda indiriliyor.

Peygamberimizin hangi üniversiteden mezun olduğunu soracak kadar cahil insanımız yok ama onu eğiten, insanlık tarihinde, eski Yunan, Hint, Afrika okullarında yetişen ilim adamı, şair, filozof, yönetici, kral, şah, padişah, profesörleri yetiştiren bütün asırlarda bütün ilim adamlarının aklını, tenini, canını yaratan, yaşatan ve yöneten  Allah celle celalüh, eğitmiştir Sevgili Peygamberimizi.

“Er-Rahman, alleme’l Kur’an/Ona Kur’an’ı öğreten Rahman’dır” diyor Rabbimiz (Rahman süresi ayet 55/1-2).

Yeri-göğü ve içindekileri taratan Allah, eğitimin okuyarak olacağını ilk ayetinde bildiriyor ve kaleme ilk inenlerde dikkat çekiyor.

Bu eğitimin sonunda inanan insanların ne hale geldiğini yine indirdiği en son ayetlerde mümin,  muttaki, salih, doğru, sabırlı, mücahit, yardımsever, koruyup kollayan, Allah’ı çokça zikreden gibi özellikli insanlar yetiştireceğini de haber verir.

İnen ayetler, o günlerde yaşanan, sorulan, soruşturulan veya olması yakın veya olan olaylar hakkında doğrusunu ortaya koyan geçmişten örnekler veren ayetlerdir

Bu ayetler, bize günümüzde hiç gündemde olmayan olayları anlatmanın faydası olmadığına işaret eder.

Bir öğretmen, sınıfa, Hazreti Musa’nın babasının adı ne idi diye ödev veriyor ve bununla çocuklara din öğrettiğini sanıyor.

Günümüzde yanlış yapanların üzerine çullanırken yanlıştan daha fazla, adamın üzerine giden vaazları yapan arkadaşlar, bunun kime ne faydası var?

Doktora tezi verirken son elli yıl içinde hiç konuşulmamış, konuştuğunda da hiçbir Müslüman’ın imanına, ameline katkısı olmayacak, bilmediğinde de hiçbir eksiklik hissetmeyecek konuları tez olarak vermeyin.

Örnek verebilirdim ama kendi yazdığım bu makaleye ters düşerdim.

Verilen o tezin adının bile duyulmasını istemedim.

Yeni ilahiyat fakültelerinden birinde doktora ünvanını alan tanımadığım birinin tezini okudum.

Buhari, Müslim, Nesai, Tirmizi, Ahmed bin Hanbel, Darimi gibi muteber hadis kitaplarımızda rivayet edilen, sıhhatinde hiç şüphe olmayan bir hadisi uydurmaya çıkarma çalışması yapmış.

Galiba  bu hadisi uydurma hadis yap diye bir emir almış ki, kendince bir hadis usulü uydurmuş ve kendi doktora tezinde de uydurma hadis demeye getirmiş.

O hadisi okuyanın veya okumayanın kaybedeceği bir şeyi de olmaz.

Ama bu tezi okuyanların zihninde bütün hadislere şüphe uyandırır.

Biraz ileri gidilirse onların uydurdukları bu usule göre kıraet-i seb’a imamlarımız Nafi (169/785), İbni Kesir (120/728), Ebu Amr (154/771), İbni Amir (118/736), Asım (127/745), Hamza (156/773), Kisai (189/805) gibi değerli imamlarımız da çürüğe çıkarılır.

Kur’an-ı Kerim’e imanımız gönlümüzde, Mushaf elimizde, sünnet-i seniyyeyi bize aktaran hadis kitaplarımız da elimizde. Sahabe, tabiin ve daha sonra gelen müçtehit imamlarımızın içtihatları da elimizde.

Şimdi bizim için lazım olan bunların bugün yaşanmasını sağlamaktır.

Hocalarımız, “Edille-i Şeriyye nedir?” sorusunun cevabını, “1-Kitap, 2-Sünnet, 3-İcma-i Ümmet, 4-Kıyas-ı Fukaha” diye öğretmişler.

Bu dördünden hareketle, günümüz aletleriyle, günümüz insanına yaşamanın yollarını gösterme günüdür.

Yok “şu ayetin şu kelimesi sıfat mıdır, hal midir” bu konuda Zemahşeri ne demiştir, Zeccac ne demiştir ve hangisi haklıdır? Değildir.

Halil Gönenç hocam anlatmıştı, “Kızıltepe’de bir ağanın evinde çevre hocaları bir tek cümlenin tahlili için üç gün yatılı olarak tartıştılar, çevreden kitaplar getirttiler. Bize söz düşmezdi o günlerde ve biz hep dinledik” demişti.

Tartıştıkları ayet değil, hadis değil zor bir cümle o kadar.

Sayın Selçuk Bayraktar, elektrik ve elektronik üzerine tarihimizde neler yapılmış diye bir araştırmaya dalsaydı ortaya ne çıkardı?

Gülhane’de Fuat Sezgin’in çalışmalarıyla teşhir edilen İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’ni veya Süleymaniye’de kayıtlı teknik el yazması kitapları tahlile yönelseydi ömrü yetmezdi ve şimdi yaptıkları meydana çıkmazdı.

Biz, bu çağın insanıyız. “Edille-i Şeriyye”den olan Kur’an ve sünnet,  bizim ana kaynağımızdır.

Diğer ikisi Kur’an ve sünneti anlama ve yaşamada yol göstericimizdir.

Biz bu çağda ve ileriki çağda İslam’a göre nasıl yaşanılması gerekeceği konularında insanlığın bugün karşılaştığı konularda konuşalım, yazalım, tez çalışmaları yapalım ve en önemlisi de söylediklerimizi ilk önce hayatımızda biz yapalım.

Kur’an-ı Kerim’de geçmişten örnekler vererek bizim de:

“Ene evvelü’ül Müslimin/Müslümanların ilki benim” (En’am süresi ayet 163, Zümer süresi ayet 12),

“Ene Evvelü’l-Mü’minin/Müminlerin ilki benim” (A’raf süresi ayet 143, Şuara süresi ayet 51),

“Ene evvelü’l abidin/yalnız Allah’a kulluk yapanların ilki benim” (Zuhruf süresi ayet 81) demeliyiz.

“Amanın bir adam çıksaydı” demeyin.

Su içerken, yemek yerken, “Amanın bir adam çıksaydı” der misiniz.

Bizim iman ve amelimize olan ihtiyacımız, su ve yemeğe olan ihtiyacımızdan daha fazladır.

Su ve yemeğimiz bu dünyamızda kalır.

İman ve amelimiz bizi trilyon kere trilyon, kere trilyon seneden daha fazla sonsuz yıllarda bize faydası olduğu gibi bu dünyada da hiçbir faninin kriterlerine kulluk yapmadan, yalnız bizi yaratan Allah’a kulluk yapma özgürlüğünü verir ki, bizim için bu özgürlük hava gibidir.

Özgürlük bahar gibidir. Bizim istediğimiz ve hayal edemediğimiz çiçekleri açtırır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.