Denizleri de kuruttuk

Burgazada’ya gittim, önceki hafta.

Marmara Denizi ölmüş, matemini tutan yok.

Vapur, irinli sular içerisinde gitmekte.

Deniz; hasta, kirli, can çekişmekteydi.

Bütün gemiler, yelkenliler, motorlar, müsilaj denen cehennemi bir lavla sarılmıştı.

Allah’ım, korkunç bir irin tabakası tutmuştu masmavi denizimizin üzerini.

Ormanları koruyamadık, kamu yararı diyen belediyeler ve açgözlü ahali el ele verip yeşil dünyamızı yerle yeksan etti.

Moğol ordusundan daha acımasız kendi insanımız bin yıllık ormanlarımızı park yapacağız deyip talan ettiler.

Ellerinde makinelerle ormana dalıp ağaçları korkutarak kesime başladılar.

Katliamdan kurtulabilen ağaçların takati kesildi, makine gürültüsünden haşin bakışlardan bezip içlerine kapanıp hastalandılar.

Ormanlarımızda endemik bitkileri, bin yıllık floraları, Osmanlı lalelerini, tarihi fundaları, yabani kekikleri, gelincikleri bir başka yerde asla yaşayamayacakları doğal ortamında öldürüp soylarını kuruttular.

Çocukluğumda, servis denen teneke makinelerle okula gitmezdik, özgür kırlarda yaz, güz, karlı kış günlerinde doğayla iç içe harika bir çocukluk geçirdiğimiz ille de o baharlar.

Kelebekler, arılar, sürüngenler.

Bir masal diyarı olan o güzelim kırda açan çiçekler, çocukluk kadrajımın en değerli hazinesi.

O bin bir renkli, kokulu çiçekler sadece düşlerde kaldı.

Yok ettiler, yerine dev inşaatlar yaptılar.

Denizlerimizin de başına benzer çoraplar ördüler.

Mavi cennetlerimizi hunharca kirlettiler, üzdüler, hırpaladılar.

Sonunda onlar da hastalandılar.

Üstelik devasız dertlerine çare de bulunacak gibi değil.

Müsilaj denen salya korkunç bir ürküntü vermekte, bırakın denize girip yüzmeyi artık o hasta denizi seyretmeye yürek dayanmamakta.

Çünkü insanların sağlığını bozup, üzüp, yatağa düşürecek kadar büyük bir sorun denizlerimizi kaplayan irin tabakası.

Canlı bir organizma olan denizimizin oksijen seviyeleri azalmış artık su varlığı yetişmesi sıkıntılı, balıkların tüketilmesi insan sağlığına zararlı.

Sorunumuz kirlilik, akılsızlık, atıkları hiçbir inceleme yapmadan, yetersiz arıtmalarla endüstri girdilerini denizlere dökmüşüz.

Klorofil, oksijen, ışık, bulanıklık, ekosistem sorunu had safhada.

Son 60 yılın akılsızlığı yaşanan dram.

Yetkililer açıkladı: “Bedrettin Dalan, Haliç’teki tüm çamur ve balçık pisliğini Marmara Denizi’ne döktürdü. Gemilerle taşınan tonlarca çamur Marmara Denizi’ne boşaltılıyordu. Sonra Kurbağalıdere’nin balçığı ile Marmaray kazılarından çıkartılan 1 milyon metreküp hafriyat Marmara’ya döküldü. Buna bir de yıllar içinde kanalizasyon kirliliği eklendi. Marmara Denizi’ndeki kirliliğin asıl nedeni kanalizasyon kaynaklı. İnsan dışkısında azot, karbon, fosfor, kükürt bulunur. Bu maddeler suda hızlı ayrışırken, müsilaja neden olan mikroorganizmalara gübre işlevi görür. Mikroorganizmalar sıcaklık etkisiyle hızla çoğalıp sümüksü müsilaj parçalarının ortaya çıkmasına neden olur. Marmara Bölgesi’ndeki atık su arıtma tesisleri, işlevsel olsa bu görüntüler oluşmaz.”

Duyarlı kesim, çevre mühendisleri, o dönem bu uygulamaya büyük tepki göstermiş, hafriyat dökme işleminin Marmara’daki ekosistem için felaket olacağını duyurmuşlardı.

Ne ki, kimse dinlememişti.

Akılsız başın ceremesini sadece ayaklar çekmiyor, nesiller etkileniyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.