Bir masalın izinde, Cehirlik lalesi…

Saklı bir cennete gideceğimden habersiz, taşlı bozuk yolda güçlükle ilerlerken, doğrusu bozkırın ortasında bir serap göreceğimi ummamıştım.

Yozgat’ın Gelin Kayası civarında çok özel doğal lalelerin Mayıs ayında sadece 15 gün açtıklarına dair elimizdeki bilgilerle yola çıkmıştık.

Gerçi “Cehirlik lalesi”ni görmek için geç kalmıştık ama umut işte.

Bakınırken asıl kaçırdığımız doğanın harikulade güzelliği, uçsuz bucaksız tepelerden esen o tertemiz rüzgârın sanki bütün dertleri tasaları tedavi etmek istercesine bir terapi sağanağı olarak üzerimize yağışıydı.

İsviçre şirketi IQAİR tarafından yayınlanan 2020 Dünya Hava Kirliliği Raporu’na göre Türkiye’nin havası en temiz ili, Yozgat oldu.

Bu rapor olmasa bile siz olağanüstü etkileyici tertemiz havayı, çiçek kokularını, dağ esintilerinin masalımsı dekorunu hissediyorsunuz.

Taşlı kayalı çoğu zaman yolda kalacakmış duygusu yaşatan engebeli topraklı yoldan Gelin Kayası’na varmış, efsaneyi gülümseyerek anımsamıştık.

Çocuklara, gençlere ne güzel, ne temiz bir öğreti vardı halkın kozaladığı bu masalda.

Tüm zamanlarda var olan iyiler, kötüler.

En büyük değer olan sevgi.

O sevgi karşısına dikilen zalimler.

Tertemiz iki gencin sevdasını soldurabileceğini sanan, gücü elinde bulunduranlar çevirir gelin kervanının etrafını. Gelin korkunç akıbeti için Yaradan’ına yalvarır:

“Allah’ım bizi onların eline düşürme, ya taş et ya kuş et.” Gelin, biniti ile birlikte bir kayaya dönüşür, damatsa ak bir güvercine.

Gelinin kan dolan gözlerinden akan yaşlarla açmış çiçekler.

Ak güvercinler çoğalmış, lalelerden gözlerini alamaz olmuşlar.

Fakat “Cehirlik lalesi”ni bir türlü bulamamıştık.

Dönüş yolunda, kendisini koparıp köklerinden, hırpalayıp çıkarıp, yetişmese de bahçelerine taşıyan ahaliden kaçıp saklanmak istercesine onu bir çalının dibinde bulmuştuk.

Şehir lalelerinde olmayan o efsane koku.

Ve görünüm, renk kırmızıdan öte, bordodan beri.

Fakat adeta tuval üzerinde narla vişneden al renk devşirmiş.

Ne ki halk lale dese de ismine, şakayık.

Osmanlı çinilerinin harika çiçeği şakayıktı bu efsane güzel.

Anadolu’da nesli tükenmekte olan tarihi bir çiçeğe rastlamak sevindirici lakin bir an önce koruma altına alınması gerekmekte.

Bölge sadece bu çiçekler yüzünden değil manzarası, hazinelere bedel tertemiz, ferahlık veren havası ile doğal sit alanı olmalı, turizme kazandırılmalı.

Bizim dizi kafalı, ilkel düşünceli kimi zevatımız için turizm ille de denizdir.

Güneşte kavrulmaktır.

Hayır, onlardan çok daha büyük bir değer olan kültür turizmidir.

İpekçiliği, ipeği unuttuğumuz gibi “cehir” de artık bilmediğimiz bir kavramdır.

Bir başka hazinemiz el dokuması yün halı ve kilimlerin boyanmasında kullanılan kök boyanın özüdür “cehir”.

“Cehirlik” ismi de, geçmişte devasa bir kültürün izdüşümünü anımsatmakta, buradan elde edilen kök boyalarla bu kez kınalı parmaklar kilimler üzerinde; nakışlarla, al renklerle sevda masalları yazmaktadırlar.

Fabrika bacaları ile zehirlenmemiş tertemiz topraklar buralar, savaş görmemiştir; barutla, bombayla, kimyasalla zehirlenmiş Avrupa toprakları gibi değildir.

Bölgede devasa bir Hattuşa uygarlığı, Bozok Yaylası, Çeşka Yeraltı Şehri, Kayıp Şehir Pteria, Sarıkaya Roma Hamamı, Çapanoğlu Camii, kiliseler, konaklar, köprüler, külliyeler varken bırakın deniz de olmayıversin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.