Karmakarışık

Türkiye’nin gündemi her zaman olduğu gibi yine yoğun, çok yoğun, hatta gereğinden fazla şekilde yoğun. Ancak bu haddinden fazla yoğun gündem arasında elle tutulur, ciddiye alınır, sadre şifa olacak, sorunları çözebilecek hiçbir tanesi yok yine. Gündemin hayli sıcak maddeleri ya toplumun gerçek gündemlerini örtbas etmek, konuşmamak, konuşturmamak için pompalanıyor ya da toplumu saran tuhaf, acayip, yeri geldiğinde de çürümüş ilişkileri gözler önüne seriyor.

Aslında hayli vahim olan gündem maddeleri var ama o konuları açıklığa kavuşturacak bir irade ve gerekli mekanizmalar ortalarda görünmüyor. Belki de bunların üzerine gidilse toplumun bazı aksayan yönlerini keşfetmek ve tamir etmek imkanı oluşacak. Ancak her nedense inkar dışında bir eylem şimdilik yok. 

İdare makamında öteden beri süregelen tuhaf sacayakları, akılalmaz acayiplikte ilişkiler, ehliyet ve liyakat terine sadakat, aidiyet ve menfaat odaklı anlayış, her ne kadar aksi iddia edilse de aynen sürüyor anlaşılan. 90’lara geri dönüş olmayacağı, artık “eski Türkiye”nin olmadığı, “yeni Türkiye”nin olduğu söyleniyor.  Ancak etiketin altını biraz kazıyınca dibine kadar 90’ların kınanan, ayıplanan, suçlanan manzaralarının sürdüğü görülüyor.

Normal olan, kamuoyu tarafından beklenen hareket, bütün bu kirli, tuhaf, acayip ilişkiler ağının gerçek olup olmadığının araştırılmasıdır. Böylesi bir durum, itham edilenler açısından da sıkıntı oluşturmayacaktır, şayet herhangi bir sıkıntı yoksa… Kamuoyunun rahatsızlığı, halkın açıklama beklemesi, idare makamındakilerin de sessizliği tercih etmek yerine kamuoyu vicdanını rahatlatmayı seçmesi gerekir.

Aynı şekilde, kendi bakanlığına kendi şirketinden dezenfektan satın alan bakan meselesinde de bir şeylerin yapılması gerekiyor. Kamuoyu, en başta etik bir sorun teşkil eden bu durumun hesabının sorulmasını, meselenin açıklığa kavuşturulmasını beklemekte haklıdır. Buradaki mesele ucuz veya pahalıya satmak değildir, kendi bakanlığıyla ticari bir ilişkiye girmektir. Bu en basit etik kuralın dahi uygulanamaz olduğu bir toplumda, 3 liralık işin 13 liraya tanıdık, yandaş vs kişilere yaptırılması da “çalıyor ama çalışıyor” diye karşılanır haliyle. Halbuki haramı meşrulaştırmak da çok tehlikeli bir iştiir. 

Baklava çalanlara saniyesinde işleyen adaletin, siyasi kimliğe, aidiyete, mensubiyete göre tavır değiştirmesi en başta adaletin ölümü olur. Bu da bir toplumun temeline, toplumsal vicdana dinamit koymaktan farksızdır. Sokakta kağıt toplayan garibana Kovid-19 tedbirlerini ihlalden ceza keserken, Türkiye’nin gözü önünde binlerce kişiyi aynı salona “lebaleb” toplayanlara sessiz kalmak da adaletsizliğin daniskasıdır. 

Her fırsatta eleştirilen, siyasilerin günah keçisine dönüşen 90’larda bile kırılgan siyasi yapıya rağmen iktidar sahipleri, yanlış yaptıklarında, hata ettiklerinde bunun karşılığında mahcup duruma düşüyorlar, duruma göre eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmek durumunda kalıyorlardı. Günümüz siyasetinin hiçbir olumsuzluğu kabullenmeyişi, hesap verebilirlik ilkesinden kendisini tamamen münezzeh sayması, yetmezmiş gibi kontrolündeki medya eliyle “algı operasyonlarına” girişerek meseleleri bağlamından koparması, en başta topluma karşı sorumsuz bir tavırdır.

Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşayan milyonlara, “ekonominin şahlandığı”, “rekorlar kırdığı”, “dünyanın bizi kıskandığı” türünden açıklamalar yapmak, ortaya dökülen tuhaf,  acayip ve yerine göre korkunç iddialara karşı sessiz kalmak gibi sorumsuz bir yaklaşım değil midir? Yönetme eyleminin en başta gelen hasleti, milyonlarca insana karşı olan sorumluluk ve vebaldir. Milyonların taleplerini, sıkıntılarını, sitemlerini kulak ardı etmek de büyük bir vebaldir.

20 sene önce atılan yazarkasayı, her seçim döneminde dönüp dolaşıp gösteren “bir kısım medya”nın, sırf 2021 senesinde bile maddi sıkıntılar ve ekonomik gerekçeler kaynaklı onlarca, yüzlerce intihar olayının birini bile kendisine dert edinmemesi de hem meslek açısından hem de insani bakımdan çok büyük vebaldir. Benzer durumu milyonlarca işsizi tek bir gün bile dert etmemelerinde de görmek mümkündür. Tek kutsalları güç sahipleri olunca artık bu acayip haller de normal sayılmaktadır.

Bir toplumun çivisi çıkınca doğrular yanlış, yanlışlar doğru gibi algılanır olur. Adaletsizlikler ayrıcalık, haksızlıklar muktedir olmak sayılır. Halkın sıkıntılarına, taleplerine, hakkına sahip çıkmak yerine kendi menfaatlerine kafa yorunca da her şey birbirine girer, karmakarışık bir hal alır. Halimiz budur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.