Arapların Filistin yükü

Her Cuma yüreğimiz ağzımıza gelmekte.

İsrail Mescid-i Aksa’ya saldırmakta.

Cemaate mi vuracak.

Camiyi mi yıkacak.

Kadim mabedin altında tüneller açtığı haberlere yansıyordu.

Artık hiçbir kötülüğüne şaşamıyoruz.

Ne 1948’deki oldubittiye şaştık.

Ne Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni 1967’de işgaline, 1981’de ilhakına.

“Tatlı Su Tepeleri” olarak da bilinen yöreyi, topraklarına kattı, dünya tanımasa da Trump’lı ABD, Golan Tepeleri’ni İsrail toprağı olarak tanıdı.

Fakat yine de, nereden nereye geldik dedirten gür sesler çıkardı eskiden İsrail’ in hoyratlığına.

1973'te Mısır ordusu, Süveyş Kanalı'nı geçip yenilmez İsrail mağlûp edildiğinde, coğrafya tek yürek olmuştu.

Bu savaşta Amerika İsrail’e, Rusya da Mısır’a ağır silahlar vererek yardım etmişti.

O vakitler bugünkü gibi suskun değildi Arap dünyası.

Irak ve Suriye birleşip tek devlet olmaktan bahsetmekte, hiç izin verirler miydi oysa onlar kendi aralarında birlikler kurarken, Müslümanlara ayrılıklar, ayrı düşmeler yazılmaktaydı.

Hatta bir petrol ambargosu vardır hafızalarda.

Başta Arabistan olmak üzere petrol üreten Arap ülkeleri, “İsrail 1967'de işgal ettiği topraklardan çıkmadıkça, petrol satışı yapmayacaklarını” açıklamışlardı.

Belçika ele ayağa düşmüş, Suud kralı petrol karşılığında İslam’ın resmi din olarak kabul edilmesini istemişti, derhal kabul görmüştü bu teklif, okullarda İslam dersleri o günlerden hatıradır.

İngiltere’nin bayan başbakanı başını örtüp krala saygı sunmaya koşmuştu.

Suud kralı Faysal, “ Kudüs Filistinlilere verilmedikçe ve ben de ikinci kıblemiz sayılan Mescid-i Aksa'da namaz kılmadıkça, petrol ambargosunu uygulamayı sürdüreceğim” demişti.

Fakat bu yürekli mesaj, cinayetle sonuçlanmış, kraliyet ailesinden bir prens tarafından katledilmişti.

Hâlâ gizemi çözülememiş bu cinayeti hangi karanlık güç işledi, ABD mi, İsrail istihbaratı mı yaptı, hâlâ meçhul.

Hoş biz de o günlerde Araplardan mümkün mertebe uzak durmaktaydık.

İktidarda Süleyman Demirel hükümeti, gönüllerde Rusya’ya hınç, Amerika’ya engin sempati vardı.

Hatta o günlerde hava sahasından Mısır’a silah taşıyan Sovyet uçaklarının geçişini yasaklayan S. Demirel, petrolün Avrupa ülkelerini dize getirdiği rüzgârın esintisinde, Arap ülkeleriyle yakınlaşmak için hava sahasını açmıştı.

70’li yıllarda Eurovizyon’a, “Petrol” şarkısıyla gittiğimiz anılardadır.

İsrail’in iki yaman düşmanı sadece Mısır ve Suriye değildi o zamanlar.

1948’de işgal edilen Filistin toprakları, her Arap’ın yüreğine ağır bir yüktü.

Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze yaralıydı.

Sonra bu yükten kurtuldular.

Arap dünyası, ABD’nin kollarını, omuzlarında hissedeli beri Filistin davası yükünü kaldırıp attı.

Suriye ve Irak zaten savaş ve işgal yorgunu, yaralarından bezgin.

Mısır, giderek Filistin sorunundan uzaklaştı.

Tüm bu olanlardan sonra kaybedecek ne kaldı.

Mescid-i Aksa’ya yapılan zulüm, sıranın ona geldiğini görenleri üzmekte.

Her kötülüğü yapabilecek gaddarlıktaki peygamber katilleri, bebek yamyamları, kadim mabede de saldırıdan geri durmayacaklar gibi.

İlk kıbleye olan sevdasından canından edilen yöneticilerden sonra nereden nereye geldik diye şaşmaktayız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.