Reklamı Kapat

Erbakan ve Faysal gerek…

İslam alemi halihazırda sergilediği bölük pörçük yapısı ve kendi meselelerine bile gerektiği şekliyle sahip çıkamaması nedeniyle ibretlik bir durum sergiliyor. Son 20 senede İslam coğrafyasında yaşanan işgaller, savaşlar, iç karışıklıkları, “benden uzak olsun” aymazlığı ve idarecilerin türlü çeşitli hesaplarla emperyalistlerle karşı karşıya gelmeme gafletiyle derin bir sessizlikle karşılamanın bedelini ödüyor bugün.

En basit meselelerde bile kendi içinde bir uzlaşı, görüş veya eylem birlikteliği ortaya koyamamanın yanı sıra, birlikte hareket edilecek ortak bir gayenin de yokluğunu çekiyor. Bu ülküsüzlük ve herkesin kendi küçük hesapları nedeniyle de, dünya siyasetinde ve diplomaside de sürekli olarak “başkalarından medet umuyor” İslam alemi. Kendi meseleleri için dahi başkalarını vicdanının rahatsız olması ve eyleme geçmesi gibi koşullara hapsediyor kendini.

İslam aleminin son 20 yılda deneyimlediği, acı sonuçlarını bire bir yaşadığı, yaşamaya devam ettiği, 21. Haçlı Seferi olarak da adlandırılan BOP’un öncülü işgallere ve tecavüzlere dahi gereken tepki verilmedi, verilemedi. Bugün bile Irak işgaline destek amaçlı 1 Mart tezkeresini savunanlar var hatta. İslam alemini Afganistan’dan, Irak’tan başlayarak sırayla tarumar eden, karışıklığa ve yıkıma sürükleyen, milyonlarca insanı hayattan koparan, milyonlarcasının hayatını perme perişan eden bu “planlı belalara” karşı dahi ortak bir tavır görmedik. Herkes kendi küçük ve yüzeysel ajandasını ön planda tuttu, yetmezmiş gibi bölgesel, mezhepsel, siyasal sorunları gerekçe göstererek birbirine düşmeye devam etti İslam ülkeleri.

Elbette ki bu coğrafyada yaşanan gelişmeleri ve son 20 yıllık süreçte BOP merkezli gelişen olayları, İsrail’i işin içine katmadan değerlendirmek yanlış olur. Irak ve Libya işgallerini, Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesini, Lübnan’ın istikrarsızlaşmasını İsrail’in olmadığı bir denklemle açıklamak mümkün değildir. Ortadoğu’nun bağrında paslı bir hançer gibi kımıldandıkça bünyeyi daha da sarsan bir yaradır bu ve bu coğrafyanın sorunlarının birçoğunun da ya doğrudan kaynağıdır ya da dolaylı uzantısıdır.

İslam ülkeleri, bu gerçeği görmemeye veya görüp de önemsememeye devam ettikçe, bu sorun büyüyecek ev bünyeyi iyice güçten düşürecektir. Bir habis ur gibi İslam aleminin gözleri önünde giderek yayılan ve yayıldıkça da zulmü, katliamları, barbarlıkları daha da şiddetlenen bu yapı, en büyük kuvveti de İslam aleminin sessizliğinden, tepkisizliğinden ve ataletinden almaktadır.

İsrail’in belli periyotlarda gerçekleştirdiği ve her defasında da dozajı biraz daha artırdığı zulüm ve barbarlıklarına karşı yapılan kınamalar, kitleleri teskin etmek için kurulan süslü ver sert cümleler veya uluslararası topluma yönelik “sloganik laflar”, adamakıllı birer tepki sayılamaz. Devletler, sivil toplum kuruluşu değildir; konuşmak, twit atmak veya kınamaktan öte uygulamaya koyacağı argümanları vardır. Siyasi veya ekonomik yaptırımlarda bulunmak, ilişkileri kesmek, uluslararası hukuku harekete geçirmek vs vs birçok tedbire başvurulabilir.

Ancak bütün bunları yapmak yerine, sabah akşam kınarsanız, sivil toplumun yaptığı iyiniyetli eylemleri yeterli görürseniz, ekonomik anlamda “dişe dokunur” yaptırımlara girişmezseniz, ortaya konan irade “aksiyoner” değil de ancak “reaksiyoner” olur, ki işgalcinin istediği tam da budur zaten.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın başbakanı olduğu 54. Hükümet döneminde, 20 Şubat 1997’deki “Türkiye Tarafından Hebron’a (El-Halil) Askeri Personel Gönderilmesi Hususunda Hükümetin Yetkili Kılınması İçin Anayasa’nın 92’nci Maddesine Göre İzin Verilmesine Dair” 487 no’lu Karar ile Türk askeri Filistin’e gönderildi mesela. Bir koalisyon hükümeti olmasına rağmen bu karar alınabildi. Bununla birlikte, Erbakan Hoca, İslam ülkelerinin kendi meselelerini aktif bir şekilde çözebilmeleri ve ekonomik-siyasi bir güç odağı olmaları için D-8 birlikteliğini hayata geçirdi.

Benzer bir tavrı Suudi Kralı Faysal Bin Abdülaziz de gösterdi. “Arap Milliyetçiliği” yerine  “İslam Birliği” siyasetini önceleyen Faysal, 1973’teki Yom Kippur savaşında yenilen İsrail’den yana tavır alan ABD ve Batılı ülkelere yönelik olarak petrol ambargosunu başlattı mesela.

Bugün yaşananların ardından İslam ülkelerinde ve hatta Müslüman olmayan ülkelerde dahi sivil tepkiler, gösteriler düzenleniyor. Ancak İslam ülkeleri idarelerinden yine adamakıllı ve esaslı bir yaptırım görülemiyor. İslam İşbirliği Teşkilatı toplanıyor ve “İsrail saldırılarının durdurulması için BM’ye başvurulacağını” açıklıyor. 2 milyarlık İslam alemi, “umudumuz BM” şeklinde bir tavra yöneliyor!

Anlaşılan o ki, Erbakan ve Faysal gerekiyor, gerisi laf-ü güzaf..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.