Reklamı Kapat

Türkiye-Mısır yakınlaşması

Demokratik yollarla seçilmiş Muhammed Mursi’nin 2013 yılındaki bir askeri darbe ile iktidardan indirilip mahkûm edilmesi üzerine Türkiye’nin Mısır ile ilişkilerinde sekiz yıldır kesinti yaşanmaktaydı. Tabii olarak yaşanan süreçte ülkemizdeki iktidarın öncelikle halk tarafından seçilmiş bir başkanı desteklemesi normaldi. Bilindiği gibi İhvan-ı Müslimin Hareketi’nin Mısır son dönem tarihindeki siyasi rolü gittikçe artmaktaydı ve bu durum özellikle kimi ülkeler tarafından endişe ve merak ile izleniyordu. Nitekim General Abdülfettah el-Sisi’nin bu hareket siyasi piramitte ulaştığı en üst noktadayken, elindeki askeri gücün etkisiyle müdahale etmesine güya demokrat, özgürlüklerden ve seçilmiş iktidarlardan yana olan başta küresel güçler ve bazı bölge ülkeleri seslerini yükseltmediler. Meşru hükümetin hukuksuz yöntemlerle yıkılmasını görmezden gelip siyasi ve ekonomik menfaatleri neyi gerektiriyorsa o şekilde davranmaya devam ettiler. Bununla birlikte Türkiye’nin de bugünleri hesap etmeden, gelişmeleri sert bir dille eleştirmesi, her şeye rağmen makul bir noktada duramaması, Mısır’la köprülerin tamamen atılmasının yanında, özellikle Körfez ülkeleri ile olan ilişkilerin de bozulmasına yol açmıştır.

Diplomasinin en temel kurallarından olan uluslararası ilişkilerde “romantik” denilen yaklaşımlarla duygusal reaksiyonlar verilmesinin sonucunda Türkiye maalesef giderek yalnızlaşmıştır. Her ne kadar önceleri bu yalnızlığın değerli olduğu iddia edilse de geçen zaman gösterdi ki her aşamada ülke menfaatleri bundan büyük zarar gördü. Üstelik bir ülke ile ilişkilerin bozulması zincirleme olarak diğer ülkelerle olan ilişkileri de etkiledi.

Türkiye bu iktidar döneminde dış politikada genellikle tepkilerini ifrat veya tefrit düzleminde vererek itidalli bir noktada durmayı başaramamıştır. Mısır’daki darbeye en yüksek perdeden tepki veren, seçimlerde, “Sisi mi kazanacak Mursi mi” propagandası yapan iktidar, bir ülkenin İstanbul’daki konsolosluk binasında muhalif olduğu iddia edilen bir gazetecinin cinayete kurban gitmesine olması gereken dozda tepki bile verememiştir.

Türk dış politikası herhalde son yıllarda en çok “yok hükmündedir” kavramını kullanmaya mecbur kalmıştır. İktidarın kendisine yapılan iyi niyetli de olsa her eleştiriye kulaklarını kapaması Türkiye’nin dünyadan gittikçe izole edilmesine sebep olmuştur.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Prof. Dr. İbrahim Kalın’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada öncelikle Libya ve Doğu Akdeniz’deki yaşanan somut bölgesel gerçekler karşısında Türkiye’nin Mısır ile normalleşmesinin her iki ülkenin menfaatine olduğu itiraf edilmiştir. Libya ile uzun sınırları olan Mısır’ın güvenlik endişelerini anlayışla karşılandığını belirterek bu konuda geri adım atılabileceği sinyali vermiştir. Kahire’nin Libya’da Halife Hafter’i desteklediği bilinirken Türkiye’nin BM nezdinde tanınan, meşru Milli Mutabakat Hükümeti’nden yana tavır alıp askeri destek sağlaması Ankara ile ilişkileri daha da germişti. Körfez ülkelerinin gazeteci cinayetinde bile Suudi Arabistan’dan yana tavır koymaları Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’nün de geri adım atıp bizi “mahkemelere saygı duyduğumuzu” söylemek zorunda bırakmıştı. Cumhurbaşkanı’nın kendisi de Cuma namazı çıkışında gazetecilere verdiği demeçte, “Mısır halkını zorla Yunan halkıyla birlikte görmek bizi üzer. Onlarla dayanışma içerisinde olduğunu görmek bizi üzer” diyerek seviyeyi liderlerden halklar seviyesine indirmeye çalışması da içine düşülen durumun vahametini ve çıkış arayışlarını gözler önüne sermektedir.

Kahire’de iki gün süren görüşmeler ise basına yansıdığı kadarıyla olumlu bir havada geçmiş ve bundan sonra atılacak adımlar üzerine görüş birliği olduğu belirtilmiştir. Öncelikle Türk heyetinin Mısır’a gitmesi sorgulanmalı ve istikşafi olduğu öne sürülen bu toplantıların neden Türkiye’de yapılmadığı açıklanmalıdır. Malum olduğu üzere görüşme konuları arasında en başta Libya’dan yabancı güçlerin çekilmesi meselesi var. Türkiye meşru yerel hükümetle bir anlaşma yaptığını ve askeri güçlerini konuşlandırmaya devam edeceğini söylüyor ancak Mısır bunu kabul etmiyor ve bir sorun olarak görüyor ama aynı şekilde Mısır’ın da isyancı Halife Hafter’in yanında durması sadece Türkiye tarafından değil, Libya’nın istikrarı açısından da bakıldığında bir diğer önemli sorun olarak orta yerde durmaya devam ediyor.

Bir başka husus ise Türkiye’de bulunan bazı İhvan üyelerinin Mısır’a iadesi konusudur. Mısır’ın darbe sonrası bir terörist örgüt olarak gördüğü Müslüman Kardeşler üyelerini talep etmekte ısrarcı davranacağını öngörmek zor değildir. Buna karşılık Ankara yapılacak pazarlıklara başlangıç olarak muhaliflerin Türkiye’den yaptıkları televizyon yayınlarında eleştiri tonunu düşürmelerini istemiştir. Türkiye’nin ilişkileri normalleştirme çabalarının temelinde yatan Libya ile 2019 Kasım ayında imzalamış olduğu Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’na Yunanistan ve Mısır tarafından yapılan itirazlardır. Atina ve Kahire anlaşmanın hukuksuz olduğunu iddia ederek kendi aralarında yeni bir anlaşma imzalamışlardır. Türkiye ise Mısır’ın bu anlaşmadan çekilmesini talep etmekte ve Doğu Akdeniz’deki artan yalnızlığından kurtulmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin bir tarafta Avrupa Birliği ile Akdeniz’de anlaşmazlıklar yaşarken bölgede müttefik arayışları anlayışla karşılanabilir. Ama Türkiye durumlar bu noktaya gelmeden önce, dış politikasını yönlendirirken makul ve mantıklı hareket etmeli kendisi ve halkının çıkarlarını korumaya özen göstermelidir. Elbette ülkemizin bölgede etkin bir aktör olmasını hele son gelişmeler ışığında masada diplomatik çözümler üretip istikrarı sağlamaya yönelik adımlarını destekleriz. Ama yalnızlığın değerli bir şey olmadığının bu kadar acı tecrübeden sonra öğrenilmesi de iktidarın başarısızlık hanesine yazılmaktan öte hepimize zararı dokunmuştur.

Son olarak şu nokta net olarak bilinmelidir ki, 8 yıldır yaşanan süreçte Türkiye ve Mısır arasındaki kopan ilişkilerden her iki ülke de bir kazanç elde edemediği gibi bu boşluktan başka ülkeler istifade etmişlerdir. Hem Türkiye hem de Mısır aklıselimi kuşanmalıdırlar. Bugün yaşanan tartışmaların ülkelerin gelecek projeksiyonlarına zarar vermesinin önüne birlikte geçecek iradeyi göstermelidirler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.