Kaderimiz Kudüs’ün kaderine bağlıdır

Türkiye- ABD İlişkilerinin Psikolojisi kitabını yazarken ibret verici pek çok vakıayla karşılaştım. Ama bunlar içinden bir tanesi hiç aklımdan çıkmıyor. Çıkmıyor çünkü biz Müslümanlar ile hasımlarımız arasındaki “stratejik öncelikleri belirleyebilme kabiliyetinin” ne denli bizim aleyhimize olduğunu gösteriyor.

Malum, 1964’te Türkiye Kıbrıs’a çıkarma yapmak isteyince ABD Başkanı Lyndon Johnson Türkiye’ye bir mektup göndermişti; son derece ağır bir mektup. İşte o mektuptaki Johnson’ın yaptığı bir uyarı hakikaten çok ibret vericidir. ABD Başkanı’nın söylediklerini mektubun resmi çevirisinden okuyalım:

“NATO’ya katılmak, esası icabı olarak, NATO memleketlerinin birbiriyle savaş yapmayacaklarını kabul etmek demektir.  Almanya ve Fransa, NATO’da müttefik olmakla yüzyıllık kin ve düşmanlıklarını gömmüşlerdir. Aynı şeyin Yunanistan ve Türkiye’den de beklenmesi gerekir.”

Bu ifadeleri kendi dilimize şöyle tercüme edebiliriz: “Siz iki ülke, Türkiye ve Yunanistan, NATO’ya girerek kardeş oldunuz. Sizler artık NATO ümmetindensiniz. NATO sizi, kavmi/dini/mezhebi hiçbir fark gözetmeksizin kardeş yaptı. Kardeşler arasında kin ve düşmanlık olmaz, olsa bile bunların gömülmesi, unutulması gerekir. Bakın Almanya ve Fransa’ya! Birbirlerine düşmandılar ama NATO akidesine iman edip, kıblelerini Washington’a çevirince kardeş oldular. Sizin asıl düşmanınız Sovyet Rusya’dır. NATO’nun çıkarları ve ulusal çıkarlarınız çatıştığında NATO’nun çıkarlarına göre davranmalısınız. Çünkü NATO ümmetinden olmak bunu gerektirir!”

İşte biz tam da NATO ümmetinden olduğumuz için Kore’de savaştık. Hâlbuki o yıllarda İsrail’de soykırım devam ediyor, Filistinliler yurtlarından sürülüyor ve İsrail Devlet Başkanı Kudüs’ü başkent ilan ediyordu. Müslüman olmamız, ezanın Arapçaya çevrilmesi, türbelerin ziyarete açılması, Şii ya da Sünni olmamız, şu tarikattan ya da bu tarikattan olmamız, Türk ya da Fars olmamız… Bunların hiçbiri NATO ümmetinden olmaya engel değildi, bugün de değil. Tek bir şart vardı, kıblemizi Washington’a dönmüş olmamız. NATO mabedinde saf tutmak için herkese yer vardı. Söz konusu NATO’nun, ABD’nin çıkarları olunca bizden her türlü husumeti, ayrımcılığı tarihe gömmemiz isteniyordu.

Ama ne zaman ki, yönümüzü Kudüs’e çevirmek istesek işte o zaman her türlü tarihsel, kültürel, mezhebi, kavmi farklılıklarımızı hatırlamaya başlıyoruz! İşte o zaman önümüze türlü türlü düşmanlar konuluyor.

NATO bizi kardeş yapabiliyor ama İslam yapamıyor!

NATO bizi kardeş yapabiliyor ama Mescid-i Aksa yapamıyor!

NATO bizi kardeş yapabiliyor ama kitabımızın, kıblemizin, Peygamberimiz’in aynı olması yapamıyor!

Bundan daha acı verici, bundan daha kahredici bir gerçeklik olabilir mi!

Yönünü 5 vakit Kâbe’ye dönüp namaz kılanlar mı bir ümmet gibi davranıyor, yoksa İsrail ve onun güvenliğini önceleyen ülkeler mi?

Bizim önceliklerimizi kim belirliyor? Hangi önceliğe göre hareket ediyoruz?  Kudüs Siyonistler tarafından işgal altındayken bizi Kore’ye savaşmaya gönderen kim? Neden Amerika’nın çıkarları için savaşırken adımız “mücahid” oluyor, “muhalif” oluyor, “özgürlük savaşçısı” oluyor da, yönümüzü Kudüs’e çevirince “Şii” oluyor, “Sünni” oluyor, “Arap” oluyor, “Fars” oluyor?

Mavi Marmara katliamını bize unutturup, yönümüzü Suriye’ye kim yöneltti?

Aklımızı kim çeldi?

İsrail’in uçaklarıyla aynı yerleri vurmamızı kim istedi?

Bize sürekli İsrail’den daha büyük düşmanlarımız olduğunu söyleyen kim?

Neden Kudüs’le aramıza kat kat perdeler çekiliyor? Neden Kudüs’e bir türlü yakın olamıyoruz?

Biz neden sürekli ABD’yle birlikte aynı hedefi dövüyoruz? Neden?

Çünkü etnik ve mezhebi ayrımcılık yapmadan Kudüs davası için mücadele etmek, İsrail’in ve dünya Siyonistlerinin en büyük kâbusudur.

Çünkü İsrail’in varlığının devam edebilmesi Müslümanların zaaflarına, dikkatlerinin dağıtılmasına ve Müslümanlar için daha başka stratejik öncelikler belirlenmesine bağlıdır. Aksi halde, milyonlarca Filistinlinin topraklarından koparılıp sürgüne gönderilmesi ve dünyanın dört bir yanından toplanan Yahudilerin Filistin’e getirilip bir “devlet” inşa edilmesi ve bunun bugünlere kadar sürdürülmesi mümkün olmazdı.

Olur muydu?

Her Müslüman bir kova su dökebilseydi İsrail’i sel alıp götürmez miydi?

Eğer biz bazı sorunlarımızı/husumetlerimizi tarihe gömme kabiliyeti gösterebilseydik ve Siyonist İsrail’in ilk kıblemizi işgalini bütün sorunlarımızın önüne koyabilseydik Kudüs bize her zamankinden daha yakın olmaz mıydı?

Kudüs’e yakın olan Allah’a yakın olmaz mıydı?

Allah kendisine yakın olanların kalplerine ülfet, dizlerine derman, zihinlerine açıklık vermez miydi?

Çocuklarımız, gençlerimiz ve gelecek nesillerimiz bize gıptayla bakmaz mıydı?

Eğer Allah için, Kudüs için, Mescid-i Aksa için nefsimizi, egomuzu, kibrimizi, küçük çıkarlarımızı gömebilseydik Allah çocuklarımızı gözetmez miydi, onların kalplerini bize yakınlaştırmaz mıydı?

Mescid-i Aksa olmadan Miraç olur muydu?

Mescid-i Aksa olmadan, Kudüs olmadan yüceliş, yükseliş mümkün müdür?

Kalben, zihnen ve amelen Kudüs’ten, Mescid-i Aksa’dan uzak olmak demek Allah’tan da uzak olmak demek değil midir? Allah’tan uzak olanların başı beladan kurtulur mu? Mescid-i Aksa’dan uzak durarak yaptığımız işlerde bereket olur mu?

Bereket nerededir? Mescid-i Aksa’da ve onun çevresinde değil midir?

Yakınlık nerededir? Ülfet nerededir? Vahdet nerededir?

Hz. İbrahim, Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. İsa… ve Hz. Muhammed neden dönüp dolaşıp Kudüs’e uğramıştır?

İlahi kader niçin onları Kudüs’e bağlamış, Mescid-i Aksa’da karar kılmıştır?

*

Bugünler Kadir Gecesi’ni içinde arayacağımız Ramazan’ın son 10 günüdür. Bu yüzden Kudüs Günü Ramazan’ın son cumasıdır.

Bugün kaderimizin Kudüs’ün kaderine bağlı olduğunu hatırlamamız gereken gündür.

Bugün İsrail’in, dünya müstekbirlerinin ve onların işbirlikçilerinin hezimetinin yaklaştığını haber veren gündür.

Kudüs Günü fitnecilerin, fesadçıların, hasedçilerin, komplocuların ifşa olacağı gündür.Kudüs Günü “cihad”, “şehadet” deyip İsrail’e bir tek kurşun sıkmayanların açığa çıkacakları gündür.

Allah’ın vaadi haktır.

Artık dağlar yerinden oynasa yönünü Kudüs’ten çevirmeyecek, sözlerini asla değiştirmeyecek erkekler ve kadınlar vardır aramızda.  

Özgür Kudüs’ten bu kutlu mücadelenin önderlerini selâmlayacağımız günler yakındır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mücahit Gültekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.