ABD’nin soykırım kararı ve Türkiye’nin yapması gerekenler

Amerika Birleşik Devletleri ( ABD) Başkanı Joe Biden 24 Nisan’daki soykırım açıklamasıyla Ermeni diasporasına istediklerini verdi. Bu adımıyla birlikte elini içeride de iyice güçlendirdi. Göreve başlamasının ardından 38 senatörün kendisine yazdığı “Ermeni soykırımı” iddialarını tanıma çağrısı ile sadece diaspora nezdinde değil, aynı zamanda Senato ile arasındaki muhtemel bir krizi de önlemiş oldu. Tabii olarak Türkiye ile son yıllarda yaşanan yüksek tansiyon da bu kararı almasını kolaylaştırdı. Asıl şahinlik yapmaları beklenen Cumhuriyetçilerin cesaret edemediği bu tanıma ile ABD-Türkiye ilişkileri de farklı bir döneme girmiş oldu. Bu saatten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak denilse yeridir. Suriye, Libya, Doğu Akdeniz,

S-400’ler, F-35, Halkbank gibi her birisi başlı başına önemli sorunlar orta yerde dururken, bir de sözde soykırım iddialarının tanınmış olması bundan sonraki ilişkilerin seyir sürecini daha da çetrefilli bir hale soktu.

Şimdi merak edilen sorular şunlar; Haziran’daki NATO zirvesinde neler olacak? Cumhurbaşkanı Erdoğan neden o toplantıya atıf yaptı? Aynı zamanda Cumhurbaşkanı’nın Biden’a cevaben yaptığı açıklamadaki ton düşüklüğünden beklenen fayda nedir? Bu sorulara verilen cevaplar kamuoyunu hâlâ tam olarak ikna edemedi ve bu yaklaşım üzerindeki meraklar henüz giderilemedi.

Bununla birlikte bu süreçte Biden’ın siyasi davrandığına şüphe yok da Türkiye neden sadece tarih dersi verir gibi bir yaklaşımla hareket etti? İlber Ortaylı hocanın dediği gibi bu konu artık tarihçilerin sorumluluk alanından çıktı ve hukukçuların ilgilenmesi gereken bir başlığa dönüştü. Çünkü Türkiye’nin arşivleri herkesin incelemesine açma çağrısının, muhataplarda bu zamana kadar karşılık bulmamasının ana sebebi konuya tamamen siyasi bakmalarından kaynaklanıyor. Dert üzüm yemek olmayınca bağcıyı hedef almayı yeğlemenin kolaycılığı ile hareket ediyorlar. Çifte standartlı yaklaşımlarını bu konuda da sergilemekten çekinmiyorlar.

Diğer taraftan Türkiye hem sözde Ermeni Soykırımı iddialarıyla, hem de diğer karşı karşıya kaldığı sorunlarda çoğu zaman lobi şirketleri üzerinden iş tutmaya çalışıyor. Çoğunlukla da bu lobi şirketlerine aktarılan miktarlar suya yazı yazmak gibi bir kapıya çıkıyor. Ermeni meselesinde de yıllar içinde yaşanan tecrübeler gösterdi ki lobi faaliyetleri pek bir işe yaramamış. Bu arada ABD’de Foreign Lobby adlı sitenin haberine göre PYD/YPG Jim Dornan Strategies adlı firmayla lobi faaliyetleri yürütmek üzere anlaşma yapmış. Fakat burada dikkat çeken nokta, bu anlaşmaya göre PYD/YPG’nin DAEŞ’e karşı mücadelesi öne çıkarılacakmış. Yani ABD kamuoyunun gözünde DAEŞ’e karşı savaşan yerel ve meşru güç algısı desteklenecekmiş. Gerçi PYD/YPG’nin böyle bir lobicilik faaliyetine de ihtiyacı yoktu. Amerikan devleti zaten bu zamana kadar her yönüyle arkalarında durdu, durmaya da devam ediyor. PYD/YPG’nin bu girişiminin ABD’nin soykırımı tanıma kararından sonra ortaya çıkması da pek manidar gibi duruyor.

Bu süreçte şurası da bir kere daha ortaya çıktı ki, ABD Türkiye’deki gelişmeleri çok yakından takip ediyor. Biden’ın göreve başladığı 20 Ocak tarihinden beri gerçekleşmeyen görüşme, kasıtlı olarak 24 Nisan’ın hemen öncesine denk getirildi ve böylece Türkiye’nin tepkisinin kontrolü hedeflendi. Aslında bunda başarılı da oldular. Nabız tuttular ve yapılan açıklamalardaki ton düşüklüğünün bir nedeninin de bunun olabileceğini göz önünde tutmak lazım. Hani tırnağın varsa başını kaşı diye atasözümüz var. Türkiye için her şeye rağmen yine de geç kalınmış sayılmaz. Hukuki alanda kendimizi dünya kamuoyuna anlatabilmek için kısa-uzun vadeli planları içeren bir yol haritasına ihtiyacımız var. Özel, nokta atışlı çalışmalar yapılması gerekiyor. Devletler nezdinde yapılan girişimlerin yanına sosyokültürel faaliyetleri de dâhil etmek şart. Lobiye verilen paraların onda biriyle çok kaliteli sinema filmleri yapılsa diğerlerinden daha etkili olmaz mıydı?

Sonuçta derdimiz doğru neyse onun ortaya çıkması olduktan sonra burada eli güçlü olan Türkiye’dir. Önemli olan bu gücü sahaya yansıtmaktır. Sürekli içe mesaj verme kaygısıyla hareket edilirse, buradan sonuç çıkmaz. Yani iç kamuoyunu ikna etme hedefinin ötesine geçmek gerekiyor. Şimdi sabır ve itidalle bu konu üzerinde yeniden yoğunlaşma zamanı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.