Yılgın veya çılgın nesil değil

Arabayı park edecek yer bulamadım. On metre geriye gidip sağa dönen yola gireceğim. Önce arkadan gelen var mı diye geriye baktım, yolun arkası elli metrelik mesafede kimse yok.

Ben geri vitesini taktım, gaza bastım ve “küüüt” diye bir ses.

El frenini çektim, arabayı boşa aldım, kapıyı açtım, kaldırımdan bana doğru gelen 15-20 yaşlarında bir delikanlı, “Hacı ağabey, kabahat onda, sen duruyordun ve o geldi vurdu” diyor.

Arabasına vurduğum şoför de duyuyor onun söylediğini.

O arkadan vurdu durumunda.

Siz olsanız ne yaparsınız?

Ben arabasından inen ve hiçbir şey demeyen duran şoföre doğru vardım ve “Kusura bakmayın, ben sizi görmedim. Kabahat bende, siz nereden çıktınız” dediğimde o benim gireceğim on metrelik yerden indiğini ve beni görünce durduğunu söyledi.

İki far kullanılmaz halde. Şoför bana döndü, “Sen kabul etmezsen suçlu olan benim, arkadan vurdum ve bu delikanlı da senin şahidin olduğu halde suçu kabul ettin. Önemli değil, ben araba tamircisiyim, hallederim” dedi ve kucaklaşıp ayrıldık.

Buyurun. Bazılarının aşağıladığı insanlarımızdan biri. “Öldük, bittik, battık, gittik” diyenler, acaba kendilerini mi anlatırlar.

1989 yılından beri iki trafik kazası geçirdim.

Birincisinde İstanbul’dan Karaman’a giderken, Adapazarı’nı geçince düz ve üç şeritli yolda 120 km hızla, en sağ şeritten giderken arkadan bir araba vurdu ve iki defa üç şeritli yolun iki taraf korkuluklarına çarparak arabanın dört köşesini de ezdikten sonra durdu arabam.

Küçük çocuklar ağlıyor, ama görüntüde hiçbir şikâyet yok.

İndim, elli metre kadar ilerde duran arabanın yanına vardım onlarda iyiler ama arabaları kullanılmaz halde.

Gelip-geçen insanlarımızdan durup ihtiyaç olup olmadığını sorup yoluna devam edenler, hepimizin iyi olduğunu görüp hiçbir şey demeden polise haber verenler.

O halde bile iyiliğini ortaya koyan insanlarımız var bizim.

Asıl anlatacağım, bize vuran şoförün polise söyledikleri, “Bütün suç bende, hacının hiç hatası yok. Ben arabayı yeni aldım, ne kadar basarım diye düz yolda 200’ü aştım ve o hızda direksiyonu kontrol edemedim ve hacının arabasına çarptım” diyor.

Buyurun. Gencecik, adam gibi adam.

Beni arabasıyla İstanbul dışındaki birçok konferansıma götürüp getiren merhum avukat Yunus Palan’dan ben yolculuk adabını öğrendim.

Çok çok iyi bir şofördü ve yolun kenarında arabasıyla durup bekleyen hiçbir arabayı geçip gidemezdi.

Arabayı durdurur ve “Bir ihtiyaç var mı” diye sorardı.

Arabasında yok yoktu. Bir arabanın tamiri için lazım olan en önemli aletler bulunur, tamirini yapar, ücret almaz ve yoluna devam ederdi.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra yeni İslami yaşama başlayan İstanbul’un ortanın üstünde zenginlerimizden biri biraz daha radikalleşir ve geçmiş hatalarını düzeltmek için daha hızlı harekete başlar.

Hâlâ yaşamakta olan eski solcu liderlerden biri onu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne şikâyet eder.

Son duruşmada isnat edilen suçların hepsini kabul eder ve neden kabul ettiğini anlatmak ister.

Hâkim albay, “Buyurun anlatın” der ve tam bir buçuk saat konuşur. Kâtip yazmayı durdurur ve sonuna kadar dinler.

Avukat, “Eyvaaah, cezanın en üst seviyesinden cezalandırılacak” endişesindedir.

Konuşma sona erer, hâkim albay, sağındakiyle fısıldaşır, sonra solundakiyle fısıldaşır ve “Beratına karar verilmiştir” der.

Buyurun.

Özellikle ailede, ilk öğretimde, orta öğretimde ve Kur’an kurslarındaki öğrencilere, yani 18 yaşın altındaki eğitimde hiçbir zaman tehdit, tahkir, aşağılama, ezme, korkutma, sindirme, yılgınlaştırma, pısırık hale getiren, söz ve davranışlarından kaçınılmalı.

Zararını aile, öğretmenler ve millet görür.

İslam hukukunun önemli usul maddelerinden biri, “Beraeti zimmet asıldır” yani dünyada yaşayan sekiz milyar insan suçsuzdur. Şikâyet eden adam, ispat etmek zorundadır.

Bu hukuk kuralı, aynı zamanda sosyal hayatımızın da kuralıdır.

Karşılaşacağınız ve tanımadığınız her insanın temiz, iyi niyetli, hayırsever, Hazreti Adem’in çocuğu yani peygamber neslinden gelmiş olarak görüp yüzüne o niyetle bakarsanız, konuşurken o niyeti korursanız, size zarar vermek isteyen o tanımadığınız adamın bile kanaatini o bakışınız veya sevgi dolu sözünüz, değiştirebilir.

Kooperatifin yaptığı sitenin binalarının iç düzenlemesinde ev sahiplerine, “İsteyen kendisi istediği şekilde istediğine yaptırabilir, isteyene de kooperatif yapar” der.

Site sakinleri bir bekçi tutarlar, iç düzenlemesi için getirilen malzemelerin korumasını sağlarlar.

Herkese güvenen adam, evinin anahtarını bekçiye verir, “sucu, dolapçı, döşemeci, kaloriferci geldiğinde açar ve gittiğinde kaparsın” der.

Bir ay sonra bekçi gelmez ve hiçbir yerde de bulunamaz.

Her gün malzemeleri yavaş yavaş çalarmış.

Yalnız anahtarı teslim eden adama zarar vermemiş.

Komşuların, öğretmelerin, arkadaşların, ortakların, polisin, jandarmanın, hâkimin, gardiyanın, siyasinin, esnafın iyi taraflarını anlatmaya devam edersek çocuklarımızı içe kapanan, sinen değil herkese gönlünü ve elini açan biri olarak yetiştiririz.

Yılgın veya çılgın nesil değil, aklı başında, imanlı, edepli, güvenen, güven veren, zararına ve yararına olacak şeyleri bilen, kimseye zarar vermeyen, iyi niyetli, özgür, doğru, dürüst, güçlü, kuvvetli, yanık yürekli, salih nesil yetiştirmeye devam edelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.