Yasal ama ahlaki mi?

Hamile eşi hastanedeyken hafta sonu para çekmeye çıkan adama 3600 lira ceza yazılmıştı. Evine ekmek götürebilmek için kağıt toplayan bir vatandaşa da, üstelik durumunu anlatıp onca da aman dilemesine rağmen 5800 lira ceza kesildi geçen günlerde.

Öte yandan ise tüm Türkiye’de salonları lebaleb doldurmakla övünen iktidar partisi mensuplarına en ufak bir cezayı bırakın, en basit bir uyarıda bile bulunulmadı.  Hıncahınç dolu otobüslerde şarkılı göbekli kongre yolculukları yapıp bunları sosyal medyada paylaşanlar hakkında da en ufak bir tedbir uygulanmadı.

Ama maaşından fazla ceza yazılan ve eşi hastanedeki adamın anlık öfkeyle sarf ettiği “haram zıkkım olsun”lu ifadesi üzerine neredeyse adam içeri atılacaktı. Hem para cezası yiyip hem de nezaretlik olacaktı yani. Salgın tedbirleri kapsamında ceza yazılanların banka hesaplarına bloke konması da işin bir başka tarafı tabi.

Bütün bunları görüp de “hani nerede adaletli olmak, herkese eşit mesafede durup kuralları kimseye ayrıcalık tanımadan, bir kılıç keskinliğiyle uygulamak?” dememek elde mi? “Hz. Ömer adaleti” yine mi sadece lafta kalacak ve eyleme geçmeyecek yine? Ve işin yasal yönü haricinde ahlaki yönünü de dikkate almak gerekiyor.

Sıradan vatandaşa harfiyen uygulanan kuralların, yasakların, sınırlamaların, belli bir kesime neredeyse hiç uygulanmaması nasıl normal karşılanabilir? “Adamına göre muamele” gibi bir durum kabullenilebilir mi? İnsan ayırmak, herkese adil davranmamak, en başta inançla çelişmez mi?

İnsan bazen sormuyor değil; “Acaba toplumda gizli bir kast sistemine geçildi?” diye. Siyasi mensubiyete veya bilmediğimiz bir başka kritere göre insan ayırma veya seçme dönemine mi geçildi habersizce? Toplumun tüm fertleri yaptıkları her eylemin veya söyledikleri, yazdıkları her şeyin hesabını verirken, “bazı” kimselerin toplumun geri kalanından farklı bir durumu, bir ayrıcalığı var da biz mi bilmiyoruz?

Sırtını güce yaslamış ve “troll” olarak adlandırılan veya adlandırılmasa dahi ahlaken tam da öyle olan birtakım zevatın önüne gelene hakaret edebilmesi, iftira atabilmesi (bkz. illet zillet lafları, terör yaftaları vs), insanları tehdit edebilmesi “ifade özgürlüğü” sayılırken iktidarla aynı safta yer almayan insanların eleştirilerinin ve sorularının anında sakıncalı sayılması adalet duygusuyla ne kadar bağdaşmaktadır?

Bugüne dek tüm siyasiler için geçerli kurallar, kaideler ve teamüller, bugün birden bire bir geceyarısı kararnamesiyle yürürlükte mi kaldırıldı acaba? Merkez Bankası rezervleriyle ilgili olarak, ekonomi yönetiminin tam da göbeğinde yer alan ismin görevini “bir açıklama bile yapmadan” bırakması da mı normal karşılanacaktır? Siyasetçiler o zaman nasıl topluma ve “vekili” oldukları halka karşı sorumlu oluyorlar peki?

Aynı şekilde eski ticaret bakanı hanımefendinin, kendine şirket vasıtasıyla kendi bakanlığına mal satması meselesiyle ilgili olarak gerekli izahatları vermemesi de bir sorundur. Yazılı açıklamasında yapılan satışın “yasal” olduğundan bahsederken, keşke işin “ahlaki” yönünü de dikkate alsaydı. Ahlaki olup olmadığı, adil bir tavır içerip içermediği meselenin bamtelidir oysa. “Görevden alınma” hali, bu durumu düzeltmez.

Toplumdaki adalet duygusunun aşınması aşındırılması tam da “bana yasal, sana yasak” gibi karikatürize bir durumu işaret ediyor. Karikatürize ama son derece vahim, trajik ve hakkın rızasına aykırı bir haldir bu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.