Huzur mu istiyoruz?

Sahur yemeği için kalktığınızda seher vakti bulunduğunuz köy veya şehre uzaktan bakma imkânınız olsaydı papatya tarlası gibi görürdünüz.

Top ve davul sesleriyle uyanan müminler gönüllerindeki imanın ışığıyla uyandılar ve evlerini de ışıttılar.

Davullar, seferberlik ilan eder gibi çaldılar; nefsimizin hoşlandığı şeylerin bizi esir almadığını, çayın, sigaranın, yemeğin, şehvetin esiri olmadığımızı, yalnız ve yalnız Allah’ın kulu olduğumuzu ortaya koymak ve bunu yedi iklimi cihana duyurmak üzere çaldılar.

Sahur yemeğiyle birlikte sabır taşını yutuyoruz. Ekonomik ambargo tehdidi ile bizi yıldırmaya çalışanlara, “Biz kendi helâl kazancımızın bile esiri değiliz. Biz senede bir ay kendimize ambargo uyguluyoruz. Bizi korkutamazsınız. Dokuz günlük yiyeceğini bir günde tüketenler için geçerli olan tehdidiniz bize geçerli değildir” mesajını veriyoruz.

Bugün, hasta ve müsafir olmayan, ergenlik çağına gelmiş, aklı başındaki insanlarımızın yüzde doksanı oruç tuttu. İşte milli birliğimizi sağlayacak olan şey bu. Hiçbir parti, vakıf, dernek, kurum veya kuruluş bu rakamı yakalayamamıştır.

Birlik ve beraberlikten dem vuran herkes, kendisinin aklının gölgesinde toplanılmasını teklif ettiğinden, birlik ve beraberlikten bahsedenin sayısı çoğaldıkça ayrılıklar da çoğalmakta.

Okulda öğretmen, “Susun” dedikten sonra yeni bir gürültü başlar; her öğrenci, “Susun” der ve öğrenci sayısınca yeni gürültü çıkar. Onun içindir ki bizim fıkıh kitaplarımızda, “Hatip, minberde konuşurken konuşan birine, ‘Sus’ demeyeceksin” der.

Ramazan ayını değerli hale getiren, bu ayda nazil olan Kur’an-ı Kerim’dir. Çokça,  kana kana okuyalım. Bir tefsirden de manasını öğrenelim.

Ramazan’la birlikte ekonomiye de bir canlılık gelir. Yiyecek maddeleri köylerden şehirlere akın ederken, paralar da zenginlerin kasalarından, fakirlerin keselerine doğru akın eder.

Zekât, sadaka, fitre, fidye adı altında fakirlere verilenler, trilyonları geçer. Zengini seven sistem, milyonlarca fakirin hakkını elli kişiye verse de Müslümanlar hakkıyla vermeseler de yine de yardım etmeye çalışırlar.

Toplu eğitimden geçerler. İstanbul’u düşünün, akşam saat: 19,50  olmuş; sofra önünüzde; eşiniz ve çocuklarınız yanınızda veya değil; yemek sizin alın terinizle kazanılmış; ama iki dakika kaldığı için yemeğe el uzatamıyorsunuz.

On beş milyon insanın kulağı seste.

Minareden veya radyodan veya televizyondan gelecek bir sesi bekliyor, Allahü Ekber sesini bekliyor.

Dünyada hiçbir güç, on beş milyon insanı, aynı anda bir işe başlatamaz. Bir ay kendi yemeğini bile yememe eğitiminden geçen Müslümanlar, on bir ayda başkalarının malına el uzatmama eğitimini tatbiki olarak tamamlarlar.

Hortumlama, çalma, çırpma, zimmet, irtikâp gibi yolsuzlukları önlemek istiyorsak bu milletin çocuklarını Allah’ın dininden uzaklaştırmayalım.

Bir ay boyunca sahur vaktinden gün batışına kadar, kendi eşine bile uçkur çözmeme eğitiminden geçen bu insanlar, diğer on bir ayda da başkalarının namusuna uçkur çözmezler.

Bir karakol amirine sordum: “Hangi gün ve aylarda suç işleme oranı azalır?” demiştim. “Günlerden Cuma günü, aylardan Ramazan ayı, en az suç işlenen zamanlardır” diye cevap vermişti. Biz bütün günlerin ve ayların hakkının verilmesini istiyoruz.

Bütün ayları Muharrem, yerleri Kerbela yapmak isteyenlere fırsat vermeyelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.